Veritas LiberatAd Fontes · Ad Veritatem

İMPARATORLUKLAR VE TARİHVERITAS ARAŞTIRMA

Hitit İmparatorluğu — Hattuşa’dan Kadeş’e ve Kutsal Kitap’taki “Hititli”lere

Kategori: İmparatorluklar ve Tarih Slug: hititimparatorluguhattusadankadesevekutsalkitaptakihititlilere Kısa açıklama: MÖ ikinci binyılda Anadolu merkezli Hitit devleti, Mısır’la yarışan büyük bir imparatorluğa dönüştü. Hattuşa arşivleri ve Kadeş savaşı bu gücü gösterir; fakat Kutsal Kitap’taki her “Hititli”yi doğrudan bu imparatorluğun vatandaşı saymak tarihsel olarak güvenli değildir.

ARAŞTIRMA · KAYNAKLI İNCELEME

Hitit İmparatorluğu — Hattuşa’dan Kadeş’e ve Kutsal Kitap’taki “Hititli”lere

Kategori: İmparatorluklar ve Tarih Slug: hitit-imparatorlugu-hattusadan-kadese-ve-kutsal-kitaptaki-hititlilere Kısa açıklama: MÖ ikinci binyılda Anadolu merkezli Hitit devleti, Mısır’la yarışan büyük bir imparatorluğa dönüştü. Hattuşa arşivleri ve Kadeş savaşı bu gücü gösterir; fakat Kutsal Kitap’taki her “Hititli”yi doğrudan bu imparatorluğun vatandaşı saymak tarihsel olarak güvenli değildir.

Kutsal Kitap’ta “Hititli” sözcüğü farklı bağlamlarda karşımıza çıkar. İbrahim Makpela mağarasını Hititli diye anılan bir toplulukla ilişkili kişilerden satın alır; Esav’ın eşlerinden bazıları Hititli olarak tanımlanır; Uriya “Hititli Uriya” diye anılır; Süleyman döneminde de Hitit krallarından söz edilir. Uzun süre bu ifadeler ile Anadolu’daki büyük Hitit İmparatorluğu arasında doğrudan ve tek çizgili bir ilişki kurulmuştur. Fakat modern Hititoloji daha dikkatli bir tablo gerektirir.

Anadolu’daki Hitit İmparatorluğu gerçekten vardı ve Eski Yakın Doğu’nun en güçlü devletlerinden biriydi. Başkenti Hattuşa bugünkü Çorum ili Boğazkale çevresindedir. İmparatorluk MÖ ikinci binyılda Orta Anadolu’dan Kuzey Suriye’ye kadar yayıldı; Mısır, Mitanni ve Asur gibi büyük güçlerle diplomatik ve askerî ilişkilere girdi. Fakat Kutsal Kitap’ın yüzyıllara yayılan “Hititli” kullanımlarının hepsini bu tek imparatorlukla eşitlemek, metinlerin farklı dönemlerini ve Hitit sonrası Suriye-Anadolu dünyasını yok sayar.

Hattuşa: arşivleriyle yeniden bulunan bir imparatorluk

Hititler modern tarih bilgisinde uzun süre silik kaldı. Mısır ve Asur, klasik yazarlar ve Kutsal Kitap sayesinde Batı dünyasının hafızasında yaşamaya devam ederken, Anadolu merkezli Hitit devleti 19. ve 20. yüzyıl kazılarıyla yeniden görünür hâle geldi. Boğazköy/Hattuşa’da bulunan on binlerce çivi yazılı tablet, bu devletin dili, hukuku, antlaşmaları, dini ve diplomasisi hakkında olağanüstü bir arşiv sundu.

Hattuşa’nın kendisi imparatorluk gücünün maddi ölçeğini gösterir. UNESCO’nun Dünya Mirası olarak tanımladığı alan, sekiz kilometreden uzun savunma hatları, büyük kapılar, tapınaklar, kraliyet yapıları ve Yazılıkaya kaya kutsal alanıyla karmaşık bir başkenttir. Aslanlı Kapı, Kral Kapısı ve Sfenksli Kapı gibi anıtsal geçitler yalnız askerî değil, törensel ve ideolojik işlevler de taşır. Alt şehirdeki Büyük Tapınak ve üst şehirdeki çok sayıda kutsal yapı, dinin devlet düzenindeki merkezî yerini gösterir.

Hititler kendi dillerine “Hititçe” demiyordu; dillerini Neşa/Kaneş kentiyle ilişkili nešili olarak adlandırıyorlardı. “Hatti ülkesi” adı ise daha eski Hatti halkının coğrafi adından miras kalmıştı. Modern “Hitit” adı, tarih yazımında yerleşmiş bir kullanımdır. Bu ayrıntı, antik kimlik adlarının modern sınıflandırmalarla her zaman bire bir örtüşmediğini hatırlatır.

Hitit devleti de tek bir dönemde sabit kalmadı. Eski Krallık, Orta dönem ve İmparatorluk/Yeni Krallık diye sınıflanan uzun bir tarih vardır. Özellikle I. Şuppiluliuma’dan sonra MÖ 14.–13. yüzyıllarda Hitit gücü Kuzey Suriye’ye derin biçimde yayıldı. Karkamış gibi kentler Hitit hanedanının bölgesel merkezleri hâline geldi. Böylece Hattuşa’daki kral yalnız Anadolu içlerini değil, Fırat’a ve Suriye’ye uzanan geniş bir siyasal ağı yönetiyordu.

Mısır’la yarış: Kadeş savaşı ve barış antlaşması

Hitit İmparatorluğu’nun en bilinen uluslararası çatışması Mısır ile yaşandı. Mısır’ın Yeni Krallık hükümdarları ve Hitit kralları Kuzey Suriye üzerindeki nüfuz için rekabet ediyordu. Kadeş kenti Orontes çevresindeki yolları kontrol eden stratejik bir merkezdi. MÖ 1274 dolaylarında II. Ramses komutasındaki Mısır ordusu ile II. Muvatalli’nin Hitit güçleri Kadeş yakınında karşılaştı.

Mısır tapınak duvarlarındaki kabartmalar ve yazıtlar II. Ramses’i neredeyse tek başına düşmanı dağıtan kahraman olarak gösterir. Bu tasvirler değerli tarihsel kaynaklardır, fakat aynı zamanda kraliyet propagandasıdır. Savaşın siyasi sonucuna bakıldığında Hititlerin Suriye’deki etkinliği ortadan kalkmamıştır. Modern tarihçiler bu nedenle Kadeş’i basit bir “Ramses zaferi” olarak değil, sonucu tartışmalı veya stratejik açıdan dengeli bir çatışma olarak değerlendirir.

Yaklaşık on beş yıl sonra III. Hattuşili ile II. Ramses arasında barış antlaşması yapıldı. Hattuşa’da bulunan çivi yazılı tabletler ile Mısır tapınaklarında korunan hiyeroglifli metinler, anlaşmanın iki saraydaki aktarımını karşılaştırma imkânı verir. Taraflar karşılıklı saldırmazlık, yardım ve hanedan güvenliği gibi maddeler üzerinde anlaşır. Bu belge çoğu zaman “dünyanın ilk barış antlaşması” diye sunulur; böyle bir slogan tarihsel açıdan fazla basittir, çünkü daha eski antlaşma gelenekleri vardır. Fakat Kadeş sonrası antlaşma, iki büyük devlet arasındaki en iyi korunmuş erken uluslararası antlaşmalardan biridir.

Bu diplomasi Kutsal Kitap için doğrudan bir anlatı bağlantısı sağlamaz; fakat geç Tunç Çağı Levant’ının nasıl büyük güçler arasında bölündüğünü gösterir. Kenan’ın kuzeyindeki Suriye kentleri Mısır, Hitit ve yerel hanedanların baskısı altında hareket ediyordu. Kutsal Kitap’ın daha sonraki coğrafyasında yer alan bölgeler, İsrail krallıklarından çok önce bu büyük uluslararası rekabetin içindeydi.

Hitit devleti nasıl yönetiliyordu?

Hitit krallığı güçlü merkezî otoriteye sahipti, fakat imparatorluk yalnız başkentten gönderilen memurlarla yönetilmiyordu. Vasal krallıklar, hanedan üyelerinin yönettiği bölgesel merkezler ve antlaşmalar üzerinden kurulan bağlılık ilişkileri önemliydi. Hattuşa arşivlerindeki vasallık antlaşmaları kral ile bağlı hükümdarlar arasındaki yükümlülükleri ayrıntılı biçimde düzenler: sadakat, askerî destek, sınır güvenliği, kaçakların iadesi ve antlaşma ihlali durumunda lanetler gibi maddeler görülür.

Bu antlaşmalar Kutsal Kitap’ın antlaşma diliyle uzun zamandır karşılaştırılır. Özellikle Tesniye’deki antlaşma yapısı ile Hitit ve daha sonraki Asur antlaşmaları arasında biçimsel benzerlikler tartışılmıştır. Benzerlikler tarihsel çevreyi anlamak için önemlidir; fakat “Tesniye doğrudan şu Hitit antlaşmasının kopyasıdır” gibi bir sonuç kanıtın ötesine geçer. Antik Yakın Doğu’da antlaşma dili yüzyıllar boyunca gelişen ortak diplomatik kalıplara sahipti.

Hitit dini de çok katmanlıydı. Kaynaklarda “Hatti’nin bin tanrısı” ifadesi, devletin farklı bölgelerin tanrılarını kendi panteonuna dahil etme eğilimini anlatmak için kullanılır. Fırtına tanrıları, güneş tanrıçaları ve Hurri kökenli ilahlar önemliydi. Yazılıkaya’daki kabartmalar bu çoklu dini dünyanın görsel örneklerinden biridir. İmparatorluk genişledikçe yerel kültler yok edilmek yerine çoğu zaman devlet sistemine eklenebiliyordu.

Krallık ideolojisi, askerî güç ve dini yükümlülük iç içeydi. Kral başkomutan, yargı merkezi ve başlıca kült görevlilerinden biriydi. Ancak Mısır firavunundan farklı olarak Hitit kralının tanrısallık biçimi aynı değildi; ölümünden sonra tanrılaşma dili daha belirgin hâle gelirdi. Bu farklılıklar “antik kralların hepsi aynı şekilde tanrı sayılıyordu” türü genellemeleri önler.

Karkamış, Suriye ve imparatorluğun güney kanadı

Hitit İmparatorluğu'nu yalnız Orta Anadolu merkezli düşünmek eksik kalır. I. Şuppiluliuma'nın Kuzey Suriye'deki başarılarından sonra Karkamış, Hitit hanedanının güneydeki en önemli merkezlerinden biri hâline geldi. Kral ailesinden prenslerin yönettiği bu merkez, Fırat geçişlerini, Kuzey Suriye yollarını ve vasal krallıklarla ilişkileri denetleyen bir ara başkent gibi işlev gördü. Ugarit, Amurru ve başka yerel krallıklarla yapılan antlaşmalar, Hattuşa'nın güney politikasını yalnız askerî işgal değil, hanedan ve vasallık ağı üzerinden yürüttüğünü gösterir.

Bu siyasi yapı, Hitit adının neden imparatorluğun çöküşünden sonra Kuzey Suriye'de yaşamaya devam edebildiğini anlamaya yardım eder. Hattuşa merkezî devleti sona erdiğinde Karkamış gibi güney merkezleri bir anda ortadan kalkmadı. Yerel hanedanlar ve Luvice yazıt geleneği Demir Çağı'nda sürdü; Asur kaynakları da daha sonraki yüzyıllarda bölgedeki krallıkları Hatti adıyla ilişkilendiren bir dil kullanabildi. Bu yüzden Demir Çağı Kutsal Kitap metinlerinde “Hitit kralları” ifadesinin yaşaması, MÖ 13. yüzyıldaki Hattuşa imparatorluğunun hâlâ aynı biçimde var olduğu anlamına gelmeden tarihsel bir arka plana sahip olabilir.

Hitit hukuk metinleri de imparatorluk hakkında önemli bir denge sağlar. Yasal koleksiyonlar yaralama, mülkiyet, evlilik, hayvanlar, ücretler ve cinsel suçlar gibi çok farklı konuları ele alır. Bunları modern anlamda tek bir anayasa veya değişmez kanun kitabı saymak doğru değildir; metinler zaman içinde düzenlenmiş hukuki gelenekleri yansıtır. Bazı cezaların daha eski biçimlerden daha hafif hâle geldiği görülür. Bu durum Hitit toplumunun “insancıl” olduğu şeklinde romantikleştirilmemelidir; kölelik, savaş, sınıfsal farklar ve kraliyet gücü sürüyordu. Fakat hukuk yalnız kralın keyfî emrinden ibaret değildi; düzenlenmiş örf ve mahkeme geleneği vardı.

Antlaşma belgelerinde ise tarih önsözü, yükümlülükler, tanrıların tanıklığı, bereket ve lanet formülleri gibi unsurlar görülür. Tesniye ile yapılan karşılaştırmaların nedeni budur. Ancak benzer biçimlerin tek başına doğrudan edebî bağımlılık kanıtlamadığını unutmamak gerekir. Diplomasi ve vasallık dili geniş Eski Yakın Doğu dünyasında paylaşılan bir siyasi gramerdi. Kutsal Kitap'ın antlaşma dili bu dünyanın terimlerini kullanırken kendi teolojik iddiasını kurar: İsrail'in nihai egemeni insan kral değil RAB'dir.

MÖ 1200 çevresindeki çöküş ve “Neo-Hitit” dünyası

MÖ 13. yüzyılın sonu ile 12. yüzyılın başı, Doğu Akdeniz ve Anadolu’da büyük kırılmaların yaşandığı dönemdir. Hattuşa terk edildi veya yıkım gördü; merkezî Hitit İmparatorluğu sona erdi. Bu çöküşü tek bir nedenle açıklamak zordur. Deniz Kavimleri hareketleri, iç siyasi sorunlar, ekonomik ağların bozulması, kuraklık veya kıtlık baskısı, savaşlar ve nüfus hareketleri birlikte tartışılır.

İmparatorluğun sona ermesi “Hititler bir anda yok oldu” anlamına gelmez. Özellikle Güneydoğu Anadolu ve Kuzey Suriye’de Luvca ve Hitit imparatorluk geleneğini sürdüren çeşitli kent devletleri ortaya çıktı. Modern tarihçiler bunlara genellikle “Neo-Hitit” veya “Suriye-Hitit” devletleri der. Karkamış, Melid, Patina/Unqi ve başka merkezler Demir Çağı boyunca varlık gösterdi; Asur kralları da bu bölgedeki hükümdarlarla savaştı veya onları vasal hâle getirdi.

İşte Kutsal Kitap’taki daha geç “Hitit kralları” ifadeleri değerlendirilirken bu devamlılık önemlidir. 1. Krallar 10:29 ve 2. Krallar 7:6 gibi metinlerde “Hitit kralları” çoğul biçimde anılır. Bu ifadeleri MÖ 13. yüzyılda çöken Hattuşa merkezli tek imparatorluğun hâlâ var olduğu şeklinde okumak zordur. Demir Çağı Suriye-Anadolu dünyasındaki Neo-Hitit hanedan ve devletleri daha uygun bir tarihsel bağlam sağlayabilir.

Kutsal Kitap’taki “Hititli”ler kimdi?

Burada en önemli dikkat noktası başlar. İbrahim’in Makpela mağarası anlatısında “Het oğulları” veya Hititli diye çevrilen topluluk Hebron çevresinde görünür. Uriya ise Davut döneminde “Hititli” diye anılır. Esav’ın eşleriyle ilgili geleneklerde de Hititli adlandırması vardır. Bu kişileri doğrudan Hattuşa’dan göç etmiş imparatorluk vatandaşları olarak tanımlayacak kanıt yoktur.

Kutsal Kitap’ın İbranice ḥittî kullanımı farklı dönemlerin etnik, coğrafi veya geleneksel adlandırmalarını yansıtabilir. Bazı araştırmacılar bu terimlerin bir bölümünü Kuzey Suriye ve Anadolu’daki Hitit/Neo-Hitit dünyasıyla ilişkilendirirken, özellikle ata anlatılarındaki kullanımların daha geniş veya farklı bir yerel kimlik terimi olabileceğini düşünür. Metnin kendisi her seferinde soy kütüğü veya siyasi vatandaşlık açıklaması yapmaz.

Uriya örneği özellikle dikkat çekicidir. Davut’un seçkin savaşçıları arasında yer alan, İsrail ordusunda görev yapan ve adı RAB’bin adıyla ilişkili olan Uriya’nın “Hititli” etiketi onun kültürel geçmişi hakkında bir iz bırakır; fakat Hattuşa İmparatorluğu ile kişisel bağını göstermez. Davut dönemi geleneksel kronolojide Hitit İmparatorluğu’nun çöküşünden sonradır. Uriya’yı “Anadolu’dan gelen Hitit subayı” diye anlatmak kanıtsız bir romanlaştırma olur.

Aynı şekilde Yaratılış’taki Hititli adını kullanarak Hattuşa arşivleriyle ata anlatıları arasında doğrudan belge eşleşmesi kurmak da mümkün değildir. Hattuşa metinleri İbrahim’den, Sara’dan veya Makpela satışından söz etmez. Bununla birlikte Hitit İmparatorluğu ve ardıl devletlerin keşfi, Kutsal Kitap’taki “Hitit” adının bütünüyle hayalî bir halk adı olduğu şeklindeki eski iddiaları basitleştirir. Gerçek tarih daha karmaşıktır: büyük bir Anadolu Hitit devleti vardır, onun Suriye’de ardılları vardır ve Kutsal Kitap aynı veya ilişkili adı farklı dönemlerde kullanır; her referansın tam kimliği ayrı değerlendirilmelidir.

Hattuşa bize ne öğretiyor?

Hattuşa’da açığa çıkarılan şehir, on binlerce tablet ve imparatorluk ağı Kutsal Kitap dünyasını iki açıdan genişletir. Birincisi, İsrail’in tarihi boş bir coğrafyada gerçekleşmemiştir. Mısır, Hitit, Mitanni, Asur ve daha sonra Babil gibi güçler bölgenin diplomasi ve savaş ortamını şekillendirmiştir. İkincisi, antik adların zaman içinde değişen anlamlarını dikkatle izlemek gerekir.

“Hitit” sözcüğü arkeolojide belirli bir devlet ve dil geleneğini ifade edebilir; Kutsal Kitap metninde ise farklı anlatı dönemlerinde daha geniş veya başka bir toplumsal etikete dönüşebilir. İki kullanım arasında bağlantı mümkündür, fakat her örnekte otomatik değildir. İyi araştırma tam da bu noktada sloganlardan ayrılır: “Kutsal Kitap Hititleri biliyordu, demek her ayrıntı kanıtlandı” demek de “Kutsal Kitap’taki Hititler Anadolu Hititleriyle bire bir değil, demek metin yanlış” demek de gereksiz ikiliklerdir.

Hitit İmparatorluğu’nun gerçek tarihsel katkısı daha büyüktür. Hattuşa arşivleri bize antlaşmaların nasıl yapıldığını, vasal devletlerin nasıl yönetildiğini, kralların tanrılarla ve komşu imparatorluklarla ilişkilerini, savaş propagandasını ve uluslararası diplomasiyi gösterir. Bu dünya, Kutsal Kitap’ın antlaşma, krallık, savaş ve komşu halklar dilini daha geniş Eski Yakın Doğu bağlamına yerleştirir. Taşlar ve tabletler metnin yerine geçmez; metnin yaşadığı dünyayı büyütür.

Bu isim devamlılığı, antik coğrafi adların siyasi yapıdan daha uzun yaşayabildiğini de gösterir. Bir imparatorluk ortadan kalktıktan sonra komşu devletlerin eski adı yeni hanedanlar veya aynı bölge için kullanmayı sürdürmesi sıra dışı değildir. Bu yüzden “Hitit” adının Demir Çağı metinlerinde görünmesi, Hattuşa’daki imparatorluğun değişmeden yaşamaya devam ettiğini değil, adın ve bölgesel hafızanın siyasal çöküşten daha uzun ömürlü olabildiğini düşündürür.

Kutsal Kitap’la başlıca kesişim noktaları

  • Yaratılış 23 — Makpela mağarası ve “Het oğulları/Hititliler”.
  • Yaratılış 26:34; 27:46 — Esav’ın Hititli eşleriyle ilgili anlatılar.
  • Yeşu 1:4 ve bazı fetih listeleri — Hitit adının coğrafi kullanımları.
  • 1. Samuel 26:6; 2. Samuel 11; 23:39 — Hititli Ahimelek ve özellikle Uriya.
  • 1. Krallar 10:29; 2. Krallar 7:6 — “Hitit kralları” ve Demir Çağı Suriye-Anadolu bağlamı.

Kaynaklar ve daha fazla okuma

  • UNESCO World Heritage Centre, Hattusha: the Hittite Capital: https://whc.unesco.org/en/list/377
  • İstanbul Arkeoloji Müzeleri, Hattuşa antlaşma tabletinin müze bağlamı: https://www.turkishmuseums.com/blog/detail/do-you-know-worlds-first-international-peace-treaty/10040/4
  • The British Museum, Hittite collection / scope note: https://www.britishmuseum.org/collection/term/x13949
  • The Metropolitan Museum of Art, The Hittites: https://www.metmuseum.org/essays/the-hittites
  • J. D. Hawkins, “The Neo-Hittite States in Syria and Anatolia,” The Cambridge Ancient History.
  • Theo van den Hout, The Elements of Hittite.
  • Institute for the Study of Ancient Cultures, University of Chicago, Hitit tarihi ve Hititlerin modern yeniden keşfi üzerine kaynaklar.
ÇEVRİMDIŞI OKUMA

Araştırmayı antetli PDF olarak indirin

Antet, logo filigranı, indirilme tarihi ve sayfa numaraları otomatik eklenir.

BİLGİ AĞI

Kutsal Kitap ÇalışmasıMatta 1 — Vaat, Kırık Tarih ve İmmanuel

Matta, İsa Mesih’in hikâyesine bir mucizeyle değil, isimlerle başlar. İlk bakışta insanı yavaşlatan, hatta okumayı ertelemeye çağıran uzun bir soy kaydıdır bu. İbrahim,…

Keşfet
Kutsal Kitap ÇalışmasıElçilerin İşleri 7 — Tapınağı Aşan Tanrı

İstefanos, “Musa’ya ve Tanrı’ya karşı konuşmakla”, Tapınağı ve Yasa’yı küçümsemekle suçlanmıştır. Başkâhin ona yalnız bir soru sorar: “Bunlar doğru mu?” İstefanos…

Keşfet
MakaleEski Antlaşma Hristiyan İçin Neden Hâlâ Önemli?

Bazı Hristiyanlar Eski Antlaşma’yı “eski sistem” diye düşünür ve neredeyse yalnız Yeni Antlaşma okur. Özellikle Levililer, Sayılar, bazı savaş anlatıları ve uzun peygamberlik kitapları zor geldiğinde bu eğilim anlaşılır. Fakat Yeni Antlaşma’yı Eski Antlaşma’dan koparmak, bir ağacın meyvesini kökünden ayırmaya benzer. İsa Mesih ve elçiler için “Kutsal Yazılar” denince büyük ölçüde bizim Eski Antlaşma dediğimiz kitaplar anlaşılırdı.

Keşfet
Kutsal Kitap Çalışmasıİbraniler 11 — İmanla Yaşayanlar

İbraniler 11 çoğu zaman “iman kahramanları” bölümü diye bilinir. Fakat bölümün odağı insanların olağanüstü büyüklüğü değil, görünmeyen Tanrı’nın vaatlerine güvenen…

Keşfet
MakaleKutsal Kitap’a Nereden Başlamalıyım?

Kutsal Kitap’ı ilk kez eline alan biri çoğu zaman ilk sayfadan başlar. Yaratılış akıcıdır; Çıkış’ın ilk yarısı güçlü bir anlatıdır; sonra yasalar, soy listeleri ve ayrıntılı ibadet düzenleri gelir. Birçok iyi niyetli okuma planı tam burada yavaşlar. Sorun Kutsal Kitap’ın “çok zor” olması değil; onu modern bir roman gibi baştan sona aynı hızla okunması gereken tek kitap sanmamızdır.

Keşfet
Kutsal Kitap ÇalışmasıMısır'dan Çıkış 32 — Dağda Levhalar, Aşağıda Altın Buzağı

Mısır'dan Çıkış 31’in sonunda Musa hâlâ Sina Dağı’ndadır. Tanrı, üzerine kendi eliyle antlaşma koşullarını yazdığı iki taş levhayı ona vermiştir (Çık. 31:18). Dağın…

Keşfet