Veritas LiberatAd Fontes · Ad Veritatem

Mezmurlar · BÖLÜM 05

Mezmurlar 5 — Sabah Yüzünü RAB’be Çevirirken

Sabahın ilk dakikaları çoğu zaman günün geri kalanından daha dürüsttür. Henüz telefonun ekranı, haberler, mesajlar ve yapılacaklar listesi tam olarak üzerimize çökmemiştir. Gece boyunca susturduğumuz kaygı yeniden belirir; dün söylenen bir söz akla gelir; bugü

HEMEN BİR BÖLÜM SEÇİN

Kutsal Kitap’ı birlikte adım adım çalışalım.

Mezmurlar 5

Mezmurlar 5. Bölümü Kutsal Kitap'tan Okuyun

GİRİŞ

Sabahın ilk dakikaları çoğu zaman günün geri kalanından daha dürüsttür. Henüz telefonun ekranı, haberler, mesajlar ve yapılacaklar listesi tam olarak üzerimize çökmemiştir. Gece boyunca susturduğumuz kaygı yeniden belirir; dün söylenen bir söz akla gelir; bugün karşılaşacağımız insanlar zihnimizde sıraya girer. Mezmurlar 5 tam bu eşiğe konuşur. Davut, güne kendi planlarını tekrarlayarak değil, sesini Tanrı’ya yönelterek başlar. Konuşur, inler, bekler. Ardından gözünü yalnız düşmanlarına değil, Tanrı’nın karakterine çevirir.

Bu mezmur rahat bir sabah duası değildir. İçinde yalan, kan dökücülük, aldatma, suçluluk ve yargı vardır. Tanrı’nın kötülükten hoşlanmadığını söylemekle yetinmez; kötülük yapanlara karşı kutsal bir karşı duruşundan söz eder. Sonra aynı şair, Tanrı’nın evine kendi başarısıyla değil, onun büyük sadık sevgisi sayesinde girebildiğini itiraf eder. Birkaç ayet içinde hem Tanrı’nın yargısının sertliği hem Tanrı’ya yaklaşmanın lütufkâr yolu yan yana gelir.

Başlık mezmuru Davut’la ilişkilendirir ve müzik şefine, “Nehilot” üzerine verilmiş olduğunu söyler. Bu terimin tam olarak neyi ifade ettiğini bugün kesin biçimde bilmiyoruz; muhtemelen icrayla ilgili bir müzik yönlendirmesiydi. Metin hangi olay sırasında yazıldığını da açıklamaz. Dolayısıyla hayal gücüyle bir saray krizi kurmaya gerek yoktur. Bildiğimiz yeterince güçlüdür: Şair tehdit altındadır, çevresinde sözlerini silah gibi kullanan insanlar vardır ve sabahın ilk yönünü RAB’be çevirir.

01 — METNİ ANLAYIN

Sabah Duası: Sözleri Düzenlemek, Gözünü Tanrı’ya Çevirmek

Mezmurun ilk üç ayeti tek bir hareket içinde akar: Davut konuşur, Tanrı’nın dinlemesini ister, sonra bekler. “Sözlerime kulak ver”, “iniltimi dikkate al”, “yardım isteyen sesimi işit” ifadeleri duanın farklı katmanlarını gösterir. Bazı dualar açık cümlelerle kurulur; bazılarında insan ne söyleyeceğini bilmez, ancak içindeki ağırlığı Tanrı’nın önüne getirir. Davut her ikisine de yer açar. Tanrı yalnız düzgün kurulmuş cümleleri değil, kelimeye dönüşmekte zorlanan iç çekişi de bilir.

Davut Tanrı’ya “Kralım ve Tanrım” diye seslenir. Bu ifade mezmurun geri kalanını belirler. Çevrede başka güç odakları, başka hüküm veren insanlar ve başka tehditler olabilir; ama Davut’un son başvuru mercii onlar değildir. Dua, insanın dünyadaki bütün yetki yapılarını yok sayması değildir. Kutsal Kitap yöneticilerden, mahkemelerden ve toplumsal sorumluluktan söz eder. Fakat hiçbir insan yetkisi Tanrı’nın yerini alamaz. Davut sabah ilk olarak bunu yeniden hatırlar: Hayatımın nihai hükmü başka birinin ağzında değil, RAB’dedir.

Üçüncü ayette “sabah” sözü tekrarlanır. Bu tekrar, duayı romantik bir gün doğumu görüntüsüne çevirmek için değil, yönelişin bilinçli olduğunu göstermek içindir. İbranice fiil, bir şeyi sıraya koymak, düzenlemek, önüne sermek anlam alanına sahiptir. Kurbanların hazırlanmasıyla aynı fiilin kullanıldığı yerler vardır; fakat burada doğrudan “Davut sabah kurbanı sunuyor” demek metnin ötesine geçer. Daha güvenli olan şudur: Davut duasını Tanrı’nın önüne gelişigüzel fırlatmıyor. Meselelerini onun önüne koyuyor ve ardından “gözlüyor”, yani cevap konusunda uyanık kalıyor.

Bu bekleyiş, Tanrı’dan kendi planını onaylamasını istemek değildir. Dua bazen bizim düşündüğümüz cevabı almaz. Davut’un hayatı bunun örnekleriyle doludur. Buna rağmen dua, cevabı kontrol edemediğimiz için anlamsız olmaz. Tam tersine, beklemek duanın bir parçasıdır. İnsanın Tanrı’ya konuşup sonra kendi sesini dinlemeye devam etmesi kolaydır. Mezmur ise duanın ardından gözün yönünü değiştirir. Davut kendi kaygısını izlemeyi bırakıp Tanrı’nın ne yapacağını gözetir.

Sabah vurgusunu bir yasaya çevirmemek gerekir. “Gerçek Hristiyan mutlaka gün doğmadan dua eder” sonucunu bu mezmurdan çıkaramayız. Gece çalışanlar, küçük çocuğu olanlar, hasta bakanlar, düzensiz vardiyada yaşayanlar vardır. İsa Mesih’in kendisi de kimi zaman sabah erkenden, kimi zaman gece dua etmiştir. Mesele saatten önce yönelimdir. Gününüzün ilk bilinçli ağırlığını ne belirliyor? Kaygı mı, ekran mı, insanların beklentisi mi, yoksa Tanrı’nın huzuru mu?

Davut’un duası aynı zamanda aceleci değildir. Modern hayat bizi bir isteği söylediğimiz anda sonuç beklemeye alıştırır. Bir uygulama açılır, düğmeye basılır, cevap gelir. Dua böyle çalışmaz. Tanrı otomatik bir hizmet değildir. “Sabah duamı sana sunar, umutla beklerim” cümlesinde hem cesaret hem teslimiyet vardır. Davut konuşur; ama Tanrı’nın cevap verme biçimini ve zamanını Tanrı’ya bırakır.

Bu ilk hareket bize duanın yalnız ihtiyaç listesi olmadığını da gösterir. Davut birazdan Tanrı’nın kutsallığını, kötülüğe karşı tavrını ve lütfunu düşünmeye başlayacaktır. Yani dua, Tanrı’ya bizim dünyamızı anlatmak kadar Tanrı’nın kim olduğunu yeniden hatırlamaktır. Sorunlarımızın boyutu değişmeden önce bakış açımızın merkezi değişir.

Mezmurun başındaki üç fiil de bu yüzden önemlidir: konuşmak, sunmak ve gözlemek. Dua yalnız duyguyu boşaltmak değildir; duyguyu Tanrı’nın huzuruna taşıdıktan sonra ona göre yeniden konumlanmaktır. Bazen dua ederken en çok istediğimiz şey karşı tarafın değişmesidir. Fakat bekleme sürecinde Tanrı önce bizim korkumuzu, öfkemizi ya da aceleciliğimizi ortaya çıkarabilir. Davut’un sabah duası sonuç üretme tekniği değil, krallığın kime ait olduğunu yeniden kabul etme eylemidir.

Bu aynı zamanda “Tanrı beni duyuyorsa mutlaka istediğim cevabı alırım” düşüncesine karşı bir sınır koyar. Kutsal Kitap’ta Tanrı kullarının duasını işitir, fakat bazen “hayır”, bazen “bekle”, bazen de insanın hiç düşünmediği bir yoldan cevap verir. Duanın gücü bizim cümlelerimizin Tanrı’yı zorlamasında değil, bizi yaşayan Tanrı’nın önüne getirmesindedir. Davut sabah gözünü açtığında günün efendisinin kendisi olmadığını kabul eder; dua bu teslimiyetin dili olur.

Kutsal Tanrı, Kötülük ve Lütufla Açılan Kapı

Dördüncü ayette mezmur sertleşir. Davut Tanrı’nın kötülükten hoşlanan bir Tanrı olmadığını söyler. Kötülük onun yanında konuk olamaz; kibirliler onun önünde duramaz; suç işleyenler, yalan söyleyenler, kan döken ve aldatan insanlar onun kutsallığıyla karşı karşıya gelir. Metnin dili özellikle kişiseldir. Yalnız “Tanrı günahtan nefret eder” demek, ayetin sertliğini bir miktar yumuşatır; çünkü mezmur kötülüğü yapan insanlardan da söz eder.

Bu dil bizi rahatsız edebilir. Rahatsızlık bütünüyle kötü değildir. Tanrı’nın kutsallığını yalnız sakinlik, sıcaklık ve teselli kelimeleriyle düşündüğümüzde Kutsal Kitap’ın önemli bir yönünü kaybederiz. Kötülüğü gerçekten seven, masumu ezen, yalanı sistem hâline getiren ve kan döken bir dünyada Tanrı’nın bütün bunlara yalnızca nötr kalması iyi olmazdı. İlahi sevgi, kötülüğe kayıtsızlık değildir. Tanrı’nın adaleti, kötülüğün “önemsiz” sayılmayacağı anlamına gelir.

Tanrı’nın “nefret etmesi” de bizim günahlı nefretimizle aynı düzlemde düşünülmemelidir. İnsan nefretinde kıskançlık, bilgisizlik, önyargı, yaralı gurur ve kontrolsüz öfke bulunabilir. Tanrı ise gerçeği eksiksiz bilir ve kötülüğe kutsal karakterinden dolayı karşı durur. Bu yüzden mezmurun dili Tanrı’yı kaprisli ya da öfke nöbetleri yaşayan biri gibi göstermez. Tersine, kötülüğün onun huzurunda normalleşemeyeceğini söyler. Adaletin güvenilir olabilmesi için Yargıç’ın kötülüğe gerçekten karşı olması gerekir.

Yine de buradan insanlara karşı kişisel nefretimizi kutsallaştıran bir yol çıkmaz. Tanrı’nın günaha ve kötülük yapana yönelik kutsal yargısı ile bizim yaralı gururumuzdan doğan öfkemiz aynı şey değildir. Biz insanların yüreğini bütünüyle bilmiyoruz; kendi günahımızdan da bağımsız değiliz. Bu yüzden Mezmurlar 5’i “Tanrı onları sevmiyor, ben de sevmeyeyim” diye okumak metni kendi öfkemize hizmet ettirmek olur.

Yeni Antlaşma burada bizi iki yönden düzeltir. Birincisi, Pavlus Romalılar 3:9-20 içinde Mezmurlar 5:9’daki açık mezar ve aldatıcı dil imgesini alır ve yalnız “kötü ötekiler” için kullanmaz. Yahudi ve Grek herkesin günah altında olduğunu gösteren geniş bir Kutsal Yazı zincirine yerleştirir. Başka bir deyişle, mezmurun kötüler tasviri bizi önce dışarıdaki insanları işaret etmeye değil, kendi ağzımızı ve yüreğimizi de Tanrı’nın ışığında görmeye zorlar.

İkincisi, Müjde Tanrı’nın günahkâra karşı kutsal yargısını yok saymadan merhamet yolunu açar. Romalılar 5:8 Mesih’in biz daha günahkârken bizim için öldüğünü söyler. Bu, “Tanrı artık kötülüğü önemsemiyor” anlamına gelmez. Tam tersine çarmıh, günahın ne kadar ciddi olduğunu ve lütfun ne kadar pahalı olduğunu birlikte gösterir. Tanrı suçluyu aklarken adaletini görmezden gelmez; Mesih’te kurtuluş, kutsallık ile merhametin birbirine düşman olmadığını gösterir.

Mezmurun yedinci ayeti bu yüzden kilit önemdedir. Davut “Ben onlardan daha iyi olduğum için senin evine girerim” demez. “Büyük sadık sevgin sayesinde evine gireceğim” der. İbranice hesed sözcüğü, antlaşmaya sadık sevgi, merhamet ve güvenilir iyilik anlamlarını taşır. Davut’un Tanrı’nın huzuruna yaklaşmasının temeli, kendi kusursuzluğu değil, Tanrı’nın bol sadık sevgisidir.

“Evin” ve “kutsal tapınağın” sözü tarihsel bir soruyu da doğurur. Süleyman’ın Yeruşalim tapınağı Davut’tan sonra yapıldığına göre bu ifade ne anlama gelir? Burada hemen “o hâlde mezmur Davut’a ait olamaz” sonucuna varmak gereksizdir. İbranice heykal sözcüğü yalnız Süleyman’ın taş tapınağı için kullanılmaz; 1. Samuel 1:9 Şilo’daki kutsal mekân için de aynı İbranice sözcük kullanılır. Mezmurun başlığı Davut’la ilişki kurar, fakat hangi kutsal mekânı düşündüğünü kesin olarak yeniden inşa edemeyiz. Metnin ana noktası mimari değil, Tanrı’nın huzuruna korku ve saygıyla yaklaşmaktır.

Buradaki “korku” da Tanrı’dan panik içinde kaçmak değildir. Davut tam tersine ona yaklaşır. Kutsal Kitap’taki RAB korkusu, Tanrı’yı sıradanlaştırmayan, onun kutsallığını ve büyüklüğünü ciddiye alan bir saygıdır. Lütuf ciddiyeti ortadan kaldırmaz. Tanrı’ya yaklaşma hakkı bize verilmiş diye Tanrı bizim kontrol edebileceğimiz bir nesneye dönüşmez.

Bu denge Hristiyan ibadeti için de önemlidir. İsa Mesih aracılığıyla Tanrı’ya cesaretle yaklaşırız; fakat bu cesaret laubalilik değildir. Lütuf, Tanrı’nın kutsallığını küçültmez; bizi o kutsallığın önünde kaçmadan durabilecek hâle getirir. İbadetin sevinci ile huşusu bu yüzden birbirinin rakibi değildir.

Yalanın Ağzından Doğru Yola, İntikamdan Tanrı’nın Adaletine

Sekizinci ayette Davut düşmanlarının değişmesini istemeden önce kendi yolunun düzeltilmesini ister: “Doğruluğunla bana yol göster... yolunu önümde düzle.” Bu çok önemli bir sıralamadır. Çevresinde yalancı insanlar varken Davut’un ilk ihtiyacı yalnız onların susturulması değildir; kendisinin doğru yolda tutulmasıdır. Baskı altında olmak insanı otomatik olarak haklı yapmaz. Haksızlığa uğrayan kişi de yanlış cevap verebilir. Bu yüzden Davut Tanrı’nın doğruluğunu önce kendi adımlarına çağırır.

Düşmanların temel silahı dokuzuncu ayette ağızlarıdır. Ağızlarında güvenilirlik yoktur; içleri yıkımla doludur; boğazları açık mezar, dilleri dalkavukluk ve aldatma aracıdır. Şiir bedeni kullanarak ahlaki bir portre çizer. Ağız, boğaz ve dil... İnsan öldürmek için mutlaka kılıç taşımak zorunda değildir. Yalan, iftira, manipülasyon, pohpohlama ve yarı gerçekler ilişkileri, toplulukları ve itibarı çürütebilir.

“Boğazları açık mezardır” imgesi özellikle ağırdır. Mezar ölümle ilişkilidir; burada insanın konuşması yaşam vermek yerine ölümü yayar. Pavlus’un Romalılar 3’te bu dizeyi evrensel günah teşhisinin içine alması tesadüf değildir. Dilin günahı “kötü birkaç kişinin sorunu” değildir. Dindar insan da doğru bilgiyi yanlış amaçla kullanabilir, birini küçültmek için gerçeği seçerek anlatabilir, dedikoduyu “dua isteği” adı altında yayabilir. Mezmur düşmanların dilini teşhir ederken okuyucunun kendi ağzını denetim dışında bırakmasına izin vermez.

Bu, sözlerin yalnız içerikle değil amaçla da değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatır. Bir cümle teknik olarak doğru olup yine de aldatıcı olabilir; çünkü bağlamın yarısını saklar, dinleyicide istenen izlenimi oluşturmak için seçilir ya da karşı tarafın savunmasızlığını kullanır. Mezmurdaki dalkavukluk da aynı aileye aittir: güzel söz görünüşte iyilik taşırken gerçekte kişisel çıkarın aracı olabilir. Tanrı’nın doğruluğunda yürümek, yalnız “yalan söylemedim” demekten daha fazlasını ister; sözümüzün niyetini de ışığa çıkarır.

Onuncu ayette dua daha da zorlaşır: Davut Tanrı’dan onları suçlu çıkarmasını, kendi tasarılarına takılıp düşmelerini ve başkaldırıları yüzünden onları uzaklaştırmasını ister. Bu bir lanet ya da yargı duasıdır. Metni yumuşatıp “Davut aslında sadece onların fikirlerine katılmıyor” diyemeyiz. O gerçekten Tanrı’dan yargı istiyor.

Bu tür duaları Hristiyan okuyucu nasıl taşımalı? Önce, adalet isteğinin kendisi kötü değildir. Masumların ezildiği bir durumda “Tanrı, bunu durdur” demek sevginin zıddı olmayabilir. Mağdurun adalet istemesini susturmak, zalimin rahatını korumaya dönüşebilir. Kutsal Kitap acıyı steril hâle getirmez; Tanrı’ya yöneltilmiş sert dualara da yer verir.

Ama ikinci bir sınır gerekir. İsa Mesih Matta 5:43-48 içinde düşmanları sevmeyi ve zulmedenler için dua etmeyi buyurur. Pavlus da Romalılar 12:17-21 kişisel intikamı yasaklar ve yargıyı Tanrı’ya bırakır. Bu, kötülüğü “iyi” ilan etmek değildir. Tam tersine, intikamın son yetkisini kendi elimizden çıkarıp adil Yargıç’a teslim etmektir. Hristiyan, “Tanrı, kötülüğü durdur; gerçeği ortaya çıkar; mazlumu koru; suçluyu tövbeye getir, tövbe etmeyen kötülüğü de adaletinle yargıla” diye dua edebilir. Fakat bunu kendi şiddetini kutsamak için kullanamaz.

Mezmurun son iki ayeti yargıdan sevince döner. Tanrı’ya sığınanların sevinmesi, onun koruması altında ezgi söylemesi istenir. Tanrı’nın adını sevenler, yani yalnız ondan bir şey isteyen değil, Tanrı’nın kendisini sevenler onda sevinir. Bu sevinç düşmanın acısına duyulan haz değildir. Merkez düşmanın düşmesi değil, Tanrı’nın koruyucu varlığıdır.

Son ayette RAB’in doğru kişiyi kutsadığı ve lütfuyla bir kalkan gibi çevrelediği söylenir. “Doğru kişi” burada günahsız insan demek değildir. Mezmurun kendi akışı bunu gösterir: Davut Tanrı’nın evine kendi doğruluğunun bolluğuyla değil, Tanrı’nın sadık sevgisinin bolluğuyla girer. Doğruluk, Tanrı’ya güvenen ve onun yolunda yürümek isteyen kişinin yönelimidir; kurtuluşun bedeli değildir.

Burada “lütuf” ya da “iyilik” diye çevrilebilen son imge, Tanrı’nın kuluna dönük hoşnutluğunu bir kalkan gibi resmeder. Şairin güveni kendi karakterine bakıp “Ben yeterince iyiyim” demek değildir; Tanrı’nın kendisini kuşatan inayetine bakmaktır. Reform teolojisinin önemle ayırdığı çizgi burada pastoral olarak da değerlidir: Tanrı’nın kabulünü itaatimizle satın almayız; fakat Tanrı’nın lütfuyla kabul edilen insan, onun doğru yolunda yürümeye çağrılır. Lütuf itaatin rakibi değil, onun kaynağıdır.

Kalkan imgesi de yanlış vaatlere çevrilmemelidir. Tanrı’nın lütfuyla çevrelenmek, iman eden kişiye fiziksel zarar gelmeyeceği anlamına gelmez. Davut’un hayatı bunu zaten yalanlar. Kutsal Kitap’ın sadık insanları hapse girmiş, sürgün yaşamış, öldürülmüştür. Koruma bazen tehlikeden çıkarılmak, bazen tehlikenin içinden geçirilmek, bazen de ölümün bile Tanrı’nın son sözünü bozamadığı bir güven içinde tutulmak demektir.

Mezmurlar 5 böylece sabah başlayan duayı daha büyük bir yere taşır. Şair düşmanlarını Tanrı’ya anlatır; fakat sonunda kendisini de Tanrı’nın doğruluğuna muhtaç görür. Kötülüğün yargılanmasını ister; fakat Tanrı’nın huzuruna kendi üstünlüğüyle değil lütufla yaklaşır. Düşmanlarının ağzındaki yalanı teşhir eder; Yeni Antlaşma ise aynı imgeyi alıp bütün insanlığı günahın altına yerleştirir. Sonunda güven, “Ben iyiyim, onlar kötü” cümlesinde değil, “RAB doğru yolu gösterir, lütfuyla kuşatır” gerçeğinde bulunur.

Sabahın ilk sorusu bu yüzden yalnız “Bugün bana ne olacak?” değildir. Daha derin sorular vardır: Bugün hangi ses benim kralım olacak? Kötülükle karşılaştığımda onun dilini mi ödünç alacağım? Adalet ararken intikamı kendi elime mi alacağım? Tanrı’nın huzuruna kendi ahlaki üstünlüğümü taşıyarak mı, yoksa onun büyük sadık sevgisine sığınarak mı yaklaşacağım? Mezmurun cevabı sakin ama nettir: Sözlerini RAB’bin önüne koy. Yolunu ondan iste. Yargıyı ona bırak. Sonra onun lütfunun kalkanı içinde yürümeye başla.

02 — BİRLİKTE ÇALIŞIN

  1. Davut güne “Kralım ve Tanrım” diyerek başlıyor. Sizin gününüzün ilk saatlerinde fiilen hangi ses en büyük yetkiye sahip oluyor: kaygı, telefon, iş, insanların beklentisi, kendi iç eleştiriniz ya da Tanrı’nın sözü?
  2. Mezmur Tanrı’nın kötülüğe karşı kutsal yargısından söz ederken Davut’un onun evine yalnız büyük sadık sevgisi sayesinde girebildiğini de söylüyor. Bu iki gerçek Tanrı anlayışınızda birbirini nasıl dengeliyor?
  3. Düşmanların en belirgin günahı sözleriyle ilgilidir: yalan, aldatma ve yıkıcı dil. Kendi konuşmanızda “tam yalan olmayan ama gerçeği yönlendiren” hangi alışkanlıklarla yüzleşmeniz gerekebilir?
  4. Davut, düşmanları değişmeden önce “Bana doğru yol göster” diye dua ediyor. Haksızlığa uğradığınız bir durumda sizde de düzeltilmesi gereken bir tepki olabileceğini kabul etmek neden zor olabilir?
  5. Yargı isteyen bir dua ile düşmanı sevmek arasındaki gerilimi nasıl taşıyorsunuz? Bir kişinin kötülüğünün durmasını, adaletin gerçekleşmesini ve aynı zamanda onun tövbe edip merhamet bulmasını birlikte istemek sizce neye benzer?

03 — HAYATA TAŞIYIN

Sabahınızın ilk otoritesini bilinçli seçin

Telefonu elinize almadan önce uzun bir ruhsal tören yapmak zorunda değilsiniz. Fakat günün ilk birkaç dakikasında zihninize kimin hükmettiğini fark edin. Bir cümleyle bile olsa Tanrı’ya yönelin: “Kralım ve Tanrım, bugün yolumu sen düzelt.” Böylece bütün sorunlar çözülmez; fakat günün merkezini daha baştan başka bir yere yerleştirirsiniz.

Dua ettikten sonra yalnız kendi sesinizi dinlemeyin

Bir meseleyi Tanrı’ya anlattıktan sonra hemen aynı kaygı döngüsüne dönmek kolaydır. Davut duasını sunup bekliyor. Siz de duadan sonra küçük bir sessizlik bırakın. Kutsal Yazı’nın bildiğiniz bir sözünü hatırlayın, acele karar vermeyin ve Tanrı’nın sizi kendi istediğiniz cevaptan farklı bir yöne götürebileceğine açık kalın.

Kötülüğe öfkenizi kişisel üstünlük hissiyle karıştırmayın

Birinin gerçekten yanlış yapması, sizin otomatik olarak doğru olduğunuz anlamına gelmez. Özellikle kilise, aile veya iş çatışmalarında “haklı taraf” olmanın verdiği zehirli bir güven oluşabilir. Adalet arayın; ama aynı anda “RAB, beni kendi doğruluğunda yürüt” diye dua edin. Karşı tarafın günahı sizin gururunuzu kutsamaz.

Dilinizi mezmurun dokuzuncu ayetinin ışığında denetleyin

Bugün birini anlatırken seçtiğiniz ayrıntılara dikkat edin. Gerçeğin yalnız işinize gelen tarafını mı söylüyorsunuz? Abartı, ima, alay veya pohpohlama kullanıyor musunuz? Bir cümleyi göndermeden önce kendinize sorun: “Bu söz yaşam mı taşıyor, yoksa açık bir mezar gibi başkasının itibarını mı yutuyor?” Gerekirse mesajı silin, konuşmayı erteleyin veya doğrudan ilgili kişiyle görüşün.

Adalet isteğinizi Tanrı’ya açıkça söyleyin, intikamı kendinize bırakmayın

Zarar gördüğünüzde “Hiçbir şey hissetmemeliyim” diye davranmayın. Tanrı’ya öfkenizi, adalet isteğinizi ve korkunuzu söyleyin. Gerekiyorsa hukuki, kurumsal veya pastoral yolları kullanın; güvenlik sınırları koyun. Fakat karşı tarafa acı çektirmeyi kişisel göreviniz hâline getirmeyin. Tanrı’nın yargıçlığını kabul etmek, pasiflik değil; intikamın efendiniz olmasını reddetmektir.

Tanrı’nın huzuruna performansınızla değil lütfuyla yaklaşın

İyi bir hafta geçirdiğinizde dua etmek kolay, düştüğünüzde Tanrı’dan kaçmak daha kolay gelebilir. Mezmur Davut’un Tanrı’nın evine “büyük sadık sevgin sayesinde” girdiğini söyler. Günah işlediyseniz onu küçültmeyin; itiraf edin ve tövbe edin. Ama utancı bir kefaret yöntemi hâline de getirmeyin. İsa Mesih’te Tanrı’ya yaklaşmanın temeli sizin kusursuz gününüz değil, Tanrı’nın lütfudur.

Kalkanı yanlış vaat olarak değil, Tanrı’nın sadık varlığı olarak görün

“Tanrı beni korur” sözünü “Bana kötü hiçbir şey olmaz” biçiminde kullanmayın. Böyle bir vaat Kutsal Kitap’ta yoktur ve acı çeken insanları suçlamaya dönüşebilir. Bunun yerine şu gerçeğe yaslanın: Tanrı’nın lütfu tehlikede de, kayıpta da, belirsizlikte de kulunu terk etmez. Günün sonunda hâlâ çözülmemiş sorunlar varsa, korunmuş olmanın yalnız sorunsuzluk anlamına gelmediğini hatırlayın.

Çalışmalarım
ÇEVRİMDIŞI OKUMA

Çalışma metnini antetli PDF olarak indirin

Antet, logo filigranı, indirilme tarihi ve sayfa numaraları otomatik eklenir.

Bu içeriği paylaşın

BİLGİ AĞI

Kutsal Kitap KitabıMezmurlar

Mezmurlar kitabının yayımlanmış bölüm çalışmaları.

Keşfet
Tüm Kutsal Kitap Çalışmalarına Dön