Veritas LiberatAd Fontes · Ad Veritatem

Mezmurlar · BÖLÜM 23

Mezmurlar 23 — Çobanım Benimle

Mezmur 23’ü çoğu insan cenazelerde, hastane odalarında, korku anlarında ya da çocukluğundan kalan ezberlerle tanır. Bu kadar tanıdık bir metnin tehlikesi şudur: kelimeleri artık duymadan söylemeye başlayabiliriz. “RAB çobanımdır” cümlesi kulağa huzurlu gelir;

HEMEN BİR BÖLÜM SEÇİN

Kutsal Kitap’ı birlikte adım adım çalışalım.

Mezmurlar 23

Mezmurlar 23. Bölümü Kutsal Kitap'tan Okuyun

GİRİŞ

Mezmur 23’ü çoğu insan cenazelerde, hastane odalarında, korku anlarında ya da çocukluğundan kalan ezberlerle tanır. Bu kadar tanıdık bir metnin tehlikesi şudur: kelimeleri artık duymadan söylemeye başlayabiliriz. “RAB çobanımdır” cümlesi kulağa huzurlu gelir; ama çobanlık romantik bir kır manzarası değildir. Koyun kırılgan bir hayvandır. Yolunu şaşırabilir, suya ulaşamaz, yırtıcıya karşı kendini savunamaz. Mezmurun huzuru, tehlikenin olmadığı bir dünyadan değil, kırılganlığın ortasında güvenilir bir Çoban’ın varlığından doğar.

Şiir acele etmez. Önce çayır ve su vardır. Sonra doğru yollar. Ardından karanlık vadi gelir. Vadi geçildikten sonra bile düşmanlar yok olmaz; sofra onların önünde kurulur. En sonunda iyilik ve sadık sevgi, sanki düşmanların yerine geçmiş yeni takipçiler gibi şairin peşine düşer. Mezmur güveni, problemler ortadan kalkınca başlayan bir duygu olarak değil, Tanrı’nın varlığı içinde yürümek olarak anlatır.

Dördüncü ayette önemli bir dil değişimi vardır. İlk üç ayette Tanrı hakkında “O” diye konuşulur: yatırır, götürür, tazeler, öncülük eder. Vadiye gelince hitap “Sen” olur: “Çünkü sen benimlesin.” Acı, Tanrı hakkında konuşmayı Tanrı’yla konuşmaya dönüştürür. Belki mezmurun en derin tesellisi de budur. Çoban yalnız önümüzde yürüyen bir rehber değil; karanlığın içinde yanımızda bulunan Tanrı’dır.

Hristiyan okur için Yuhanna 10 bu imgeleri daha da derinleştirir. İsa Mesih kendisini “İyi Çoban” olarak tanıtır ve koyunları için canını verdiğini söyler. Bu bağlantı zorlanmış bir sembol değildir; Yeni Antlaşma’nın açık kullanımıdır. Yine de önce Mezmur 23’ün kendi sesini dinlemeliyiz. Çünkü İyi Çoban’ın kim olduğunu daha iyi anlamak için önce Kutsal Yazı’nın çobanlıkla neyi anlattığını duymamız gerekir.

01 — METNİ ANLAYIN

“RAB Çobanımdır”: Eksiksizlik, Her İstediğime Sahip Olmak Değildir

İlk cümle kısadır: “RAB çobanımdır, eksiğim olmaz.” İbranice ifade kelime kelime “RAB çobanım, eksik olmayacağım” şeklindedir. Burada sınırsız maddi bolluk sözü yoktur. Davut’un hayatı bunu zaten yalanlar: açlık, kaçış, savaş, yas ve kayıp yaşamıştır. “Eksiğim olmaz” demek, “hayatımda hiçbir zaman acı, ihtiyaç veya bekleyiş olmayacak” demek değildir. Çobanın sürüyü yaşatmak için gerekeni sağlamasına güvenmek demektir.

Bu ayrım refah teolojisine karşı önemlidir. Mezmur 23, iman edenin banka hesabının hep dolu, bedeninin hep sağlıklı, işlerinin hep kolay olacağını söylemez. Hatta şiirin kendi içinde karanlık vadi ve düşmanlar vardır. Eksiksizlik, koşulların kusursuzluğu değil, Çoban’ın yeterliliğidir. Şairin güveni “her şeyim var” cümlesinden değil, “Çobanım var” cümlesinden doğar.

Çoban imgesi aynı zamanda krallık dilidir. Eski Yakın Doğu’da yöneticiler halkın çobanı diye anılabilir; Kutsal Kitap da önderliği bu imgeyle tartar. Davut’un kendisi koyun gütmüş ve sonra kral olmuştur. Buna rağmen mezmur “Ben iyi bir çobanım” diye başlamaz; “RAB çobanımdır” der. Kral bile sürünün bir üyesi olarak Tanrı’nın bakımına muhtaçtır. Bu, insan önderliğini mutlaklaştıran her düşünceye sessiz ama güçlü bir sınır çizer.

Tanrı’nın çobanlığı yalnız ihtiyaç gidermek değil, aidiyet de demektir. Koyun kime ait olduğunu bilir; çoban da koyununu tanır. Şiirin ilk sözü bu yüzden mal listesi değil ilişki cümlesidir. “RAB benim çobanım” diyebilmek, hayatın her alanını kendi kendine yönetme zorunluluğundan çıkmak ve başka birinin rehberliğini kabul etmektir. Bu, pasiflik değil güven ilişkisi içinde yürümektir.

2. ayette yeşil çayırlar ve “dinlenme suları” gelir. Antik Filistin coğrafyasında her yer yıl boyu yemyeşil değildir. Çobanın görevi sürüyü uygun otlak ve suya götürmektir. Şiirin huzuru, koyunun kendi kendine doğru yeri bulması değil, yönlendirilmesidir. “Beni yatırır” sözü de yalnız tatil görüntüsü değildir; güvende hisseden hayvanın dinlenebilmesini çağrıştırır.

Dinlenme bazen imanlıların en zor öğrendiği şeylerden biridir. Çalışmak, üretmek, çözmek ve kontrol etmek daha ruhsal görünebilir. Oysa mezmur Çoban’ın bazen yürüttüğünü, bazen de yatırdığını söyler. Dinlenmek her zaman tembellik değildir. Bazen bedenin ve ruhun sınırlarını kabul etmek, Tanrı olmadığımızı itiraf etmektir.

Sakin sular da hayatın bütünüyle sakinleştiği anlamına gelmez. Aynı şiirde birkaç ayet sonra vadi ve düşmanlar vardır. Suyun sakinliği, hayatın her alanının kontrol altına girdiği bir dönemi değil, Çoban’ın koyunu yaşatacak yere götürmesini anlatır. Tanrı bazen fırtınayı susturur; bazen fırtınanın ortasında içmemiz gereken suyu bulmamızı sağlar. Mezmurun huzuru bu iki deneyimi birbirine düşman etmez.

3. ayette “içimi tazeler” ifadesi gelir. İbranice nefesh yalnız modern anlamda “ruh” demek değildir; kişinin hayatını, canını, bütün varlığını kapsayabilir. Bu yüzden cümleyi yalnız içsel duygulara indirgemek gerekmez. Çoban tükenen hayatı yeniden canlandırır. Bedensel, duygusal ve ruhsal yenilenme birbirinden tamamen kopuk değildir.

Aynı ayette Tanrı “doğru yollarda” öncülük eder. İbranice ifade hem doğru/doğruluk yollarını hem güvenilir, doğru patikaları çağrıştırabilir. Çobanlık imgesinde yol gerçekten önemlidir: yanlış patika tehlikeye çıkarabilir. Teolojik düzeyde ise Tanrı yalnız rahatlatmaz; yönlendirir. Mezmur 23’ün Tanrısı bizi olduğumuz yerde sürekli rahat bırakan bir terapist figürü değildir. Bazen yolumuzu düzeltir.

“Adı uğruna” sözü bu yönlendirmenin temelini insanın değerinden daha derine bağlar. Tanrı kendi adına sadıktır. Çobanın güvenilirliği koyunun performansına değil, Çoban’ın karakterine dayanır. Bu, sorumluluğu ortadan kaldırmaz; fakat güvenin temelini değiştirir. Biz doğru yolu kusursuzca bulduğumuz için Tanrı sadık değildir. Tanrı sadık olduğu için bizi doğru yola yönlendirir.

Doğru yolların ahlaki boyutunu da ihmal etmemek gerekir. Çoban yalnız bizi rahatlatan yerlere götürmez; bazen dürüstlük, tövbe, adalet ve sadakat gerektiren yollara yönlendirir. ‘Tanrı beni seviyor’ sözü, istediğim yolu kutsayan bir onay mührü değildir. Tam tersine, Çoban’ın adıyla anılan koyun, kendi yolunun Çoban’ın karakteriyle uyumlu olup olmadığını sormaya çağrılır.

Bu yüzden Mezmur 23 teselli metni olduğu kadar yönlendirme metnidir. Tanrı’nın bakımını istemek, onun rehberliğini de kabul etmektir. Bazen ihtiyacımız sakin su kadar açık bir düzeltmedir. Koyun için güvenlik, çobanın varlığından bağımsız bir özgürlük değil; onun peşinden gitmektir.

Burada Hezekiel 34 önemli bir kanonik arka plan sunar. İsrail’in kötü önderleri sürüyü beslemek yerine kendilerini besleyen çobanlar olarak eleştirilir; Tanrı ise koyunlarını kendisinin arayıp güdeceğini söyler. Böylece çoban imgesi yalnız şefkat değil, adalet ve doğru önderlik de taşır. Çoban sürüyü sever; bu yüzden onu sömüren çobanlara da karşı çıkar.

Mezmur 23 kişiseldir: “çobanım.” Ama bireycilik değildir. Bir koyun sürünün parçasıdır. Tanrı’nın bana çoban oluşu beni topluluktan koparan özel bir ayrıcalık değil, beni onun halkı içinde yaşatan bir ilişkidir. Kişisel güven ile toplumsal aidiyet burada birbirine karşı değildir.

Karanlık Vadide “Sen”: Çoban Tehlikeyi Yok Etmeden Korkunun İçine Girer

4. ayetin İbranice anahtar ifadesi tsalmavettir. Geleneksel çeviri “ölüm gölgesi”dir; sözcük “koyu karanlık” anlam alanında da anlaşılabilir. Kullandığımız Türkçe çeviri “karanlık ölüm vadisi” diyerek iki çağrışımı birlikte taşır. Bu yüzden ayeti yalnız fiziksel ölüm anına sınırlamak da, ölüm boyutunu tamamen çıkarmak da gerekli değildir. Şiir ölümcül karanlığın her türünü taşıyabilecek kadar geniştir.

Dikkat edilmesi gereken fiil “geçmek”tir. Şair vadide ev kurmaz; içinden yürür. Fakat bu söz acı çeken kişiye “hemen geçip gidecek, biraz sabret” diye baskı kurmak için kullanılmamalıdır. Bazı vadiler kısa, bazıları yıllar sürebilir. Mezmur süre vermiyor. Verdiği güvence, vadi ne kadar sürerse sürsün Çoban’ın orada bulunmasıdır.

“Hiçbir kötülük başıma gelmeyecek” denmez. “Kötülükten korkmam” denir. Bu küçük fark çok önemlidir. İman tehlikeyi inkâr etmez; korkunun nihai efendi olmasını reddeder. Cesaret, tehlikenin olmadığına inanmak değil, tehlikenin içinde yalnız olmadığını bilmektir.

İlk üç ayette Tanrı hakkında üçüncü şahısla konuşan şair burada doğrudan Tanrı’ya döner: “Sen benimlesin.” Dil değişimi, şiirin duygusal merkezidir. Çayırda Tanrı hakkında konuşmak kolaydır; vadide Tanrı’yla konuşmak gerekir. Teoloji dua olur. Bilgi ilişkiye dönüşür.

Çomak ve değnek de bu yakınlığın araçlarıdır. Bunların kesin biçimi ve ayrı işlevleri üzerine gereğinden fazla ayrıntı üretmek gerekmez. Çoban imgesinde korunma ve yönlendirme açıktır. Çomağın varlığı, sevginin yalnız yumuşaklık olmadığını hatırlatır. Gerçek bakım bazen tehlikeden savunur, bazen yön düzeltir.

Bu, disiplin adına şiddeti kutsamak için kullanılamaz. Tanrı’nın çobanlığı insan otoritesine sınırsız sertlik izni vermez. Pastörün, ebeveynin ya da liderin “seni doğru yola getirmek için” fiziksel veya ruhsal istismar uygulamasını Mezmur 23’le meşrulaştırmak metnin tersidir. Çobanın amacı koyunu yaralamak değil, korumak ve doğru yolda tutmaktır.

Vadideki teselli de bir açıklama değildir. Şair “neden bu vadiye girdim?” sorusunun cevabını almıyor. Teselli, Çoban’ın varlığıdır. Bu, bütün soruların önemsiz olduğu anlamına gelmez. Kutsal Kitap başka yerlerde neden sorusunu açıkça sorar. Fakat Mezmur 23, her acının ortasında önce açıklama değil eşlik ihtiyacımız olduğunu gösterir.

Korkunun tamamen kaybolmasıyla cesaret aynı şey değildir. İnsan bedeni tehdit karşısında titreyebilir, uyku kaçabilir, kalp hızlanabilir. “Korkmam” sözü, bu bedensel tepkilerin günah olduğunu öğretmez. Şair kötülüğün varlığını kabul ettiği hâlde onun son söz olmasına izin vermiyor. Pastoral bakımda da insanlara ‘gerçek imanlı korkmaz’ demek yerine, korkunun içinde yalnız olmadıklarını hatırlatmak daha sadıktır.

“Sen benimlesin” ifadesi vadiyi kutsal bir romantizme de dönüştürmez. Acı kendi başına iyi değildir. Yas, hastalık, şiddet veya kayıp insanı otomatik olgunlaştırmaz. İyileştirici olan vadinin kendisi değil, Tanrı’nın sadık varlığı ve bizi doğru yoldan çıkarıp karanlığın içinde bırakmamasıdır. Bu ayrım, acıyı yüceltmeden acının içindeki Tanrı’yı aramaya izin verir.

Hristiyan okur için İsa Mesih’in “İyi Çoban” sözü burada güçlü biçimde yankılanır. Yuhanna 10’daki İyi Çoban tehlikeden uzakta duran bir yönetici değildir; koyunları için canını verir. Çobanlığın en derin biçimi, sürü için risk alan ve ölümün içine giren sevgidir. Bu bağlantı Mezmur 23’ün vadisini ortadan kaldırmaz; vadideki “sen benimlesin” sözünü Mesih’in kendi kendini veren sevgisiyle derinleştirir.

Ayrıca İsa’nın İyi Çoban oluşu pastoral hizmet için bir ölçü sağlar. Gerçek ruhsal önderlik insanları kendine bağımlı yapmaz; onları Mesih’e yönlendirir. Kendi çıkarını sürünün önüne koyan önderlik, Hezekiel 34’ün kötü çobanlarına benzer. Güvenilir çobanlık ise kırılganı korur, kaybolanı arar ve yetkiyi hizmet için kullanır.

Düşmanların Önünde Sofra: İyilik ve Sadık Sevgi Peşimizi Bırakmıyor

5. ayette imge değişir. Çobanlık sahnesinden bir ev sahibinin sofrasına geçilmiş gibi görünür. Tanrı, düşmanların önünde sofra kurar; başa yağ sürer; kâse dolar. Bu, düşmanların yok olduğu bir kutlama değildir. Onlar hâlâ “önümde”dir. Güvence, tehditlerin tamamen kaybolması değil, tehditlerin Tanrı’nın misafirperverliğini iptal edememesidir.

Sofra imgesi çok güçlüdür. Düşmanların varlığı genellikle insanı iştahsız, tedirgin ve tetikte tutar. Tanrı ise şairi oturtur, besler, onurlandırır. Düşmanın bakışı kimliği belirlemez. İnsanların sizi küçümsemesi, Tanrı’nın sizi masasına kabul etmesini engellemez.

Antik onur–utanç dünyasında bir kişinin düşmanlarının gözleri önünde ev sahibi tarafından ağırlanması, yalnız yiyecek sağlanması değil açık bir kabul ve onurlandırma işaretidir. Şair kendini savunmak için düşman masasını devirmek zorunda değildir; Tanrı kendi sofrasında ona yer açar. Bu, intikamın yerine vindikasyonun—Tanrı’nın kişiyi kabul ettiğini göstermesinin—geçtiği bir imgedir.

Yine de bu sofra, ‘beni eleştiren herkes düşmanımdır ve Tanrı otomatik olarak benim tarafımdadır’ düşüncesine dönüştürülmemelidir. Mezmur bir kişinin gerçek düşmanlık deneyiminden konuşur; eleştiri ile düşmanlığı ayırmak hâlâ gerekir. Tanrı’nın masasında oturmak, öz-eleştiriden muaf tutulmak değil, kimliğin nihai hükmünü insan kalabalığından almamaktır.

Başa yağ sürmek antik misafirperverlik ve onurlandırma dünyasını çağrıştırır. Bunu otomatik olarak kralların meshedilmesiyle aynı ritüel saymak gerekmez. Bağlam daha çok misafirin cömertçe ağırlanmasına uygundur. Tanrı yalnız hayatta tutmuyor; onur veriyor.

“Kâsem taşıyor” ifadesi de bereketin bolluğunu anlatır. İbranice sözcüğün tam nüansı “doyurucu biçimde dolu” anlamına gelebilir; mutlaka fiziksel olarak masaya taşan sıvıyı tarif etmek zorunda değildir. Şiirin amacı ölçü vermek değil, Tanrı’nın cimri olmadığını göstermektir. Yine de buradan sınırsız maddi zenginlik vaadi çıkmaz. Mezmurun bolluğu düşmanların ve karanlık vadinin bulunduğu aynı hayatta yaşanır.

6. ayet belki de en şaşırtıcı fiili içerir. Türkçe “iyilik ve sevgi izleyecek beni” der. İbranice fiil daha güçlüdür: “kovalamak, peşinden gitmek, takip etmek.” Mezmurlar’da insanı çoğu kez düşmanları kovalar. Burada ironik biçimde iyilik ve hesed—Tanrı’nın sadık sevgisi—şairin peşine düşer. Tehdit altında yaşamış insanın takipçisi artık yalnız düşman değildir.

Bu imgeyi sakin bir “iyilik arkadan gelir” cümlesinden daha güçlü duymak gerekir. Tanrı’nın iyiliği pasif değildir. Sadık sevgisi insanı arar, bırakmaz, peşinden gelir. Elbette bu, her günün hissedilir biçimde iyi olacağı anlamına gelmez. Vadinin içindeki günler de “ömrüm boyunca” ifadesine dahildir. İyilik bazen koşulların kolaylığı değil, Tanrı’nın o koşullarda bizi terk etmemesi olarak görünür.

Bu fiilin düşmanları takip etmek için de kullanılan bir fiil olması şiirin sonunu tersine çevirir. Şair düşmanlarından söz etmişti; normal beklenti onların peşinden gelmesidir. Ama son tabloda onu kovalayanlar iyilik ve sadık sevgidir. Geçmişte korkuyla arkasına bakan insan, artık arkasında yalnız tehdit görmez. Tanrı’nın sadakati düşmanın ısrarından daha ısrarlı bir takipçidir.

Bu, travma yaşamış biri için hemen hissedilecek bir gerçek olmayabilir. Kişi uzun süre tehlikenin geri döneceğini bekleyebilir. Mezmur duyguları zorla değiştirmiyor; hafızayı yeniden eğitiyor. Hayat hikâyesine dönüp yalnız peşimize düşen kötülüğü değil, bizi tekrar tekrar bulan iyiliği de görmeyi öğrenmek güvenin bir parçasıdır.

Hesed sözcüğü duygudan fazlasını taşır. Antlaşma sadakati, bağlılık, yardım eden sevgi gibi anlamları vardır. Tanrı’nın sevgisi yalnız sıcak bir his değil, eyleme geçen sadakattir. Mezmurun başındaki çobanlık da sonundaki takip eden sevgi de aynı gerçeği anlatır: Tanrı kendi halkını bırakmaz.

Son cümlede “RAB’bin evinde oturacağım” denir. İbranice ifade “günlerin uzunluğu boyunca” gibi okunabilir; bazı yorumlar “RAB’bin evine döneceğim” ihtimalini de tartışır. Şiirin ana yönü açıktır: şairin son arzusu yalnız çayır, su, sofra veya dolu kâse değildir; Tanrı’nın huzurudur. Armağanların vardığı yer Armağan Veren’dir.

RAB’bin evi aynı zamanda topluluk ve ibadet alanıdır. Mezmur bireysel bir güven şiiri olarak başlamış olsa da sonu kişiyi Tanrı’nın halkının ibadet mekânına götürür. Çobanla yürüyüş, insanı sonsuz bir yalnızlığa değil Tanrı’nın huzurunda başkalarıyla yaşanan paydaşlığa taşır. Bu yüzden Mezmur 23 yalnız ‘ben ve Tanrım’ diliyle tüketilmemelidir. Tanrı’nın bakımı bizi başkalarından koparmak değil, güven içinde yeniden topluluğa katmak ister.

Bu topluluk boyutu özellikle yaralanmış insanlar için dikkatle uygulanmalıdır. ‘RAB’bin evinde kalmak’ kimseyi güvensiz veya istismarcı bir dinî ortamda kalmaya zorlayan slogan olamaz. Tanrı’nın evi onun karakterini yansıtmalıdır. Bir topluluk Çoban’ın şefkatini, doğruluğunu ve koruyucu bakımını sürekli çiğniyorsa, mekâna sadakat Tanrı’ya sadakatle aynı şey değildir.

Bu son, mezmuru ölüm sonrası umutla okumaya da doğal biçimde açar; fakat ayeti doğrudan Yeni Antlaşma’daki sonsuz yaşam öğretisinin bütün ayrıntıları yerine koymamalıyız. İlk bağlamda tapınma ve Tanrı’nın huzurunda uzun süre yaşama umudu güçlüdür. Kanonik hikâye ilerledikçe Tanrı’yla kalıcı birlik umudu daha açık hâle gelir.

‘Ev’ sözcüğünü yalnız bina olarak düşünmek de şiirin sonunu küçültür. Tapınak gerçek bir ibadet mekânıdır, fakat özlem mekânın kendisinden daha büyüktür: RAB’bin huzurunda kalmak. Şairin yolculuğu meradan eve, ihtiyaçtan paydaşlığa, korkudan yakınlığa ilerler. Son güvence, sonunda hangi coğrafyada bulunduğumuzdan çok kimin huzurunda olduğumuzdur.

Vahiy 7:17 şaşırtıcı biçimde Kuzu’yu çoban olarak tanımlar ve onu yaşam suyunun pınarlarına götüren kişi olarak betimler. Çoban ve Kuzu imgelerinin birleşmesi, Hristiyan kanonik okumada Mezmur 23’e derin bir yankı verir: sürüyü güden, aynı zamanda sürü uğruna kendini veren Mesih’tir.

Mezmur 23 böylece huzur veren bir kartpostal değildir. İhtiyaç, yanlış yol riski, karanlık vadi, kötülük, düşmanlar ve ölüm ufku şiirin içindedir. Fakat bunların hiçbiri tek başına son söz değildir. Çoban, yol boyunca varlığını sürdürür; ev sahibi sofrayı kurar; iyilik ve sadık sevgi insanı kovalar; şiir Tanrı’nın evinde biter.

02 — BİRLİKTE ÇALIŞIN

  1. “Eksiğim olmaz” sözünü “her istediğim olacak” şeklinde okumakla “Çobanım bana gerçekten gerekeni sağlayacak” şeklinde okumak arasında nasıl bir fark var?
  2. Mezmurda Tanrı bazen yürütüyor, bazen yatırıyor. Dinlenmeyi neden zaman zaman güvensizlik veya tembellik gibi algılıyoruz?
  3. “Karanlık ölüm vadisinden geçsem bile” sözü hayatınızdaki hangi korkuları dürüstçe adlandırmanıza izin veriyor? Bu korkuları inkâr etmeden “sen benimlesin” demek ne anlama gelir?
  4. Düşmanlar yok olmadan sofra kurulması, güven ve esenlik hakkında size ne söylüyor? Huzuru bütün sorunların çözülmesine bağladığınız alanlar var mı?
  5. İyilik ve sadık sevginin sizi “takip etmesi” değil adeta “kovalaması” imgesi Tanrı’nın karakterini nasıl farklı görmenize yardım ediyor?

03 — HAYATA TAŞIYIN

Bugün gerçekten neye ihtiyacınız olduğunu ayırın

İsteklerinizle gerçek ihtiyaçlarınızı aynı listeye yazmayın. Bir kâğıdı ikiye bölüp “istiyorum” ve “gerçekten ihtiyacım var” başlıkları açın. Mezmurun “eksiğim olmaz” sözünü, Tanrı’nın bütün arzularınızı gerçekleştireceği bir çek gibi değil, Çoban’ın bilgeliğine güven çağrısı olarak okuyun.

Dinlenmeyi programınıza ahlaki bir sorumluluk olarak koyun

Sürekli tükenmeye rağmen çalışmayı erdem sayıyorsanız, bu hafta gerçek bir dinlenme alanı açın. Telefonu kapatmak, uyumak, sessiz yürümek veya yük paylaşmak olabilir. Dinlenmek kontrolü bıraktığınız için rahatsız ediyorsa, tam da orada Çoban’a güvenmeyi öğreniyor olabilirsiniz.

Vadinizin adını koyun

“Karanlık vadi”yi soyut bırakmayın. Yas mı, hastalık mı, ekonomik korku mu, aile çatışması mı, yalnızlık mı? Adını koyun ve Tanrı’ya doğrudan “Bu vadide benimle ol” diye dua edin. Hemen açıklama bulmak zorunda değilsiniz.

Güvenlik için gerekiyorsa yardım isteyin

Bir istismar, tehdit veya ciddi ruhsal/bedensel risk içindeyseniz “Çoban benimle, burada kalmalıyım” diye kendinizi tehlikeye mahkûm etmeyin. Güvenli yere gitmek, hukuki destek almak veya profesyonel yardım istemek iman eksikliği değildir.

Düşmanın bakışını kimliğinizin ölçüsü yapmayın

Sizi küçümseyen, suçlayan veya dışlayan insanların önünde Tanrı’nın size sofra kurduğu imgesini düşünün. Kimliğinizi onların sözleriyle belirlemeyin. Ancak bu imgeyi de eleştiriye kapalı olmak için kullanmayın; haklı eleştiri ile düşmanca aşağılama arasındaki farkı dürüstçe ayırın.

Sizi kovalayan iyilikleri geriye bakarak fark edin

Son bir yılınıza dönüp Tanrı’nın sadık sevgisinin hangi biçimlerde peşinizden geldiğini yazın. Bir insanın yardımı, beklenmedik bir koruma, dayanma gücü, tövbe fırsatı veya küçük bir günlük ekmek olabilir. Büyük mucizeler ararken sessiz iyilikleri kaçırmayın.

Armağandan Armağan Veren’e dönün

Çayır, su, sofra ve dolu kâse güzeldir; ama mezmur Tanrı’nın evinde biter. Bugün şükrettiğiniz bir armağanı seçin ve duanızı yalnız armağana değil Tanrı’nın kendisine yöneltin: “Bunu verdiğin için teşekkür ederim; ama en büyük iyiliğim seninle olmaktır.” Armağan elinizden alınsa bile Tanrı’nın kendisinin en büyük payınız olduğunu yeniden söyleyin.

Çalışmalarım
ÇEVRİMDIŞI OKUMA

Çalışma metnini antetli PDF olarak indirin

Antet, logo filigranı, indirilme tarihi ve sayfa numaraları otomatik eklenir.

Bu içeriği paylaşın

BİLGİ AĞI

Kutsal Kitap KitabıMezmurlar

Mezmurlar kitabının yayımlanmış bölüm çalışmaları.

Keşfet
Tüm Kutsal Kitap Çalışmalarına Dön