Veritas LiberatAd Fontes · Ad Veritatem

Mezmurlar · BÖLÜM 25

Mezmurlar 25 — Yollarını Bana Öğret: Utanç, Bağışlanma ve Bekleyiş

İnsan bazen Tanrı’dan yalnızca bir çıkış yolu ister. “Şu sıkıntı bitsin, şu kişi üzerimden çekilsin, şu belirsizlik çözülsün.” Mezmurlar 25 böyle bir baskının içinden doğuyor; dua eden kişinin düşmanları var, yalnızlık hissi var, yüreğini daraltan sıkıntılar v

HEMEN BİR BÖLÜM SEÇİN

Kutsal Kitap’ı birlikte adım adım çalışalım.

Mezmurlar 25

Mezmurlar 25. Bölümü Kutsal Kitap'tan Okuyun

GİRİŞ

İnsan bazen Tanrı’dan yalnızca bir çıkış yolu ister. “Şu sıkıntı bitsin, şu kişi üzerimden çekilsin, şu belirsizlik çözülsün.” Mezmurlar 25 böyle bir baskının içinden doğuyor; dua eden kişinin düşmanları var, yalnızlık hissi var, yüreğini daraltan sıkıntılar var. Fakat duası beklenmedik biçimde derinleşiyor. Tanrı’dan yalnızca yolunu açmasını değil, kendisini yola getirmesini istiyor.

Bu fark küçücük görünür. Aslında bütün mezmuru taşır. Çünkü sorun yalnız dışarıdaki düşman değildir. Dua eden kişinin geçmişi de peşindedir. Gençlik günahlarını hatırlar, isyanını bilir, suçunun büyük olduğunu inkâr etmez. Bir yanda başkalarının kötülüğü, öte yanda kendi günahı… Böyle bir durumda insan kolayca iki kaçıştan birine sığınabilir: Ya kendisini yalnız mağdur görür ya da kendi suçunu o kadar büyütür ki Tanrı’ya yaklaşmaya cesaret edemez. Mezmur ikisini de yapmaz.

Dua eden kişi bütün varlığıyla Tanrı’ya yönelir. Utanç korkusunu, düşmanlarını, geçmişini, suçunu, yalnızlığını ve geleceğini aynı kapıya getirir. Sonra tekrar tekrar şu isteğe döner: “Yollarını bana öğret.” Demek ki kurtuluş onun için sadece tehlikeden çıkarılmak değildir; Tanrı’nın gösterdiği yolda yürümeyi öğrenmektir.

Mezmurun şiirsel biçimi de bunu destekler. İbranice metin alfabetik bir akrostiş düzeni izler; 1–21. ayetlerde alfabenin sırası büyük ölçüde korunur, fakat düzen tamamen mekanik değildir ve 22. ayet akrostişin dışında kalır. Türkçe çeviride bu yapı görünmez. Yine de şiirin biçimi, hayatın dağınıklığını harf harf Tanrı’nın önüne koyma hissi verir. Korkuyu, suçu, umudu ve bekleyişi düzenleyen şey dua eden kişinin kontrolü değil, Tanrı’nın yoludur.

Yirmi ikinci ayette şiir kişisel duadan topluluğa açılır: artık yalnız “beni” değil, “İsrail’i” bütün sıkıntılarından kurtarması için Tanrı’ya seslenilir. Gerçek dua insanı kendi acısına hapseden bir oda değildir. Tanrı’nın önünde derinleşen kişi, sonunda başkalarının sıkıntısını da görmeye başlar.

01 — METNİ ANLAYIN

Utanç korkusundan güvene: “Bütün varlığımla sana yaklaşıyorum”

Mezmurun ilk hareketi Tanrı’ya yöneliştir. Dua eden kişi, Mezmurlar 25:1–5 boyunca güven, utanç, düşman ve umut dilini yan yana getirir. Tanrı’ya güvenmektedir; ama bu güven, hiçbir korkusu olmadığı anlamına gelmez. Tam tersine, düşmanlarının kendisiyle alay etmesinden ve güveninin boşa çıkmış görünmesinden korkar.

Kutsal Kitap’taki “utanç” dili yalnız mahcup olmak değildir. Antik dünyada kişinin onuru, toplumsal yeri ve başkalarının gözündeki itibarı güçlü bir ağırlık taşıyordu. Bir insanın düşmanlarının önünde küçük düşmesi, yalnız içsel bir duygu değil, görünür bir yenilgi gibi algılanabilirdi. Mezmur yazarı bu yüzden Tanrı’dan, güveninin düşmanların kahkahasına malzeme olmasına izin vermemesini ister. İman burada steril bir iç huzur değildir; dünyada gerçekten ne olacağıyla ilgilenir.

Yine de dua “düşmanlarımı hemen yok et” cümlesiyle başlamaz. Önce yönünü belirler: “Sana güveniyorum.” Bu sıra önemlidir. Korku vardır, fakat korku konuşmanın merkezini ele geçirmez. Düşman vardır, fakat dua edenin bakışı düşmana kilitlenmez. Ruhunu, yani bütün benliğini Tanrı’ya kaldırır. Türkçedeki “bütün varlığımla sana yaklaşıyorum” ifadesi bu bütünlüğü iyi yakalar: insan Tanrı’ya yalnız doğru cümlelerini değil, karmaşasını da getirir.

Üçüncü ayette kişisel istek genişler. Tanrı’ya umut bağlayanların utanca düşmemesi, nedensiz hainlik edenlerin ise sonunda yaptıklarının karşılığını görmesi istenir. Böylece dua yalnız “beni haklı çıkar” demekten çıkar; sadakat ile hainlik arasındaki ahlaki farkın görünür olmasını ister. Tanrı’ya güven, iyiyle kötünün sonunda aynı kapıya çıkacağı düşüncesini reddeder.

Fakat mezmurun şaşırtıcı dönüşü hemen gelir. Dua eden kişi düşmanlarından söz ederken birden kendi yoluna bakar. Mezmurlar 25:4–5 boyunca “yollarını öğret”, “yönlerini bildir”, “gerçek yolunda öncülük et”, “eğit beni” diye art arda dua eder. Tehlikeden kurtulmak isteyen kişi aynı zamanda eğitilmek istiyor. Çünkü Tanrı’nın yardımına muhtaç olduğunu bilen insan, kendi yön duygusunun da kusursuz olmadığını kabul eder.

Buradaki “yol” yalnız hangi kararı vereceğimizi gösteren gizli bir işaret değildir. Kutsal Kitap’ta yol, çoğu zaman insanın bütün yaşam biçimini anlatır: neyi sevdiği, kime güvendiği, gücü nasıl kullandığı, sözünü nasıl tuttuğu, günahıyla ne yaptığı, komşusuna nasıl davrandığı. Bu yüzden “Tanrı’nın yolunu öğret” duasını yalnız “hangi işi seçmeliyim?” sorusuna indirgemek metni küçültür. Dua eden kişi, “Hayatımı senin gerçeğine göre yürütmeyi öğret” demektedir.

Bu, Süleyman’ın Özdeyişleri 3:5–7 ile güçlü bir kanonik yankı taşır. Orada da insan kendi anlayışına yaslanmaktan vazgeçmeye ve bütün yollarında RAB’bi tanımaya çağrılır. Kutsal Kitap’ın bilgelik çizgisinde olgunluk, her sorunun cevabını bilmek değildir. Kendi yolunu mutlaklaştırmamayı öğrenmektir.

Dua eden kişi “Bütün gün umudum sende” dediğinde bekleyiş pasifleşmez. İbranice metindeki beklemek/umut etmek düşüncesi, boş boş zaman geçirmekten çok güvenle yönelmiş bir beklentiyi taşır. İnsan Tanrı’yı beklerken onun yolunu öğrenir. Bazen biz tam tersini isteriz: “Önce bana sonucu göster, sonra sana güvenirim.” Mezmur ise sonucu bilmeden Tanrı’ya yönelmenin iman olduğunu öğretir.

Günahı gizlemeden merhamete sığınmak: Tanrı neyi “hatırlasın”?

İkinci büyük hareket Mezmurlar 25:6–11 içinde belirginleşir. Dua eden kişi üç kez hafıza dili kullanır: Tanrı sevecenliğini ve sevgisini anımsasın; gençlik günahlarını ve isyanları anımsamasın; sevgisine göre dua edeni anımsasın. Elbette Tanrı’nın unutkan olduğundan söz edilmiyor. Kutsal Kitap’taki “hatırlamak” dili çoğu zaman bir gerçeğe uygun biçimde davranmayı anlatır. Dua şu anlama gelir: “Bana geçmiş suçlarıma göre değil, kendi merhametine göre davran.”

Bu sözler ucuz bağışlanma arayışı değildir. Dua eden kişi günahını hafifletmez. Yedinci ayette gençliğindeki günahları ve isyanı anarken, on birinci ayette açıkça suçunun büyük olduğunu söyler. Bu çok önemli bir ruhsal dürüstlüktür. Günahın ciddiyetini kabul etmek ile Tanrı’nın merhametine güvenmek birbirinin zıddı değildir. Hatta gerçek tövbe ikisini aynı anda tutar.

Bazı insanlar bağışlanmayı ancak suçlarını küçülterek mümkün kılabileceklerini sanır. “O kadar da kötü değildi”, “Herkes yapıyor”, “Ben de yaralıydım”, “Niyetim kötü değildi.” Bunların bazıları bağlamı açıklayabilir; fakat açıklama, sorumluluğu ortadan kaldırmaz. Mezmur yazarı savunma dosyası hazırlamaz. “Suçum büyük” der ve yine de Tanrı’ya yaklaşır. Çünkü umudunun temeli kendi mazereti değil, Tanrı’nın adıdır ve karakteridir.

Altıncı ayetteki merhamet ve sevgi dili, özellikle de onuncu ayette yan yana gelen sevgi–sadakat ifadesi, Sina sonrası Tanrı’nın Musa’ya kendisini açıkladığı Mısır’dan Çıkış 34:6–9 ile dikkate değer bir yankı taşır. Altın buzağı günahından sonra İsrail’in geleceği insan sadakatinin gücüne değil, Tanrı’nın merhametli ve sadık karakterine bağlıdır. Mezmur 25 de aynı gerilimde yaşar: antlaşma ciddidir, günah gerçektir, ama Tanrı’nın sadakati günahkârın tövbe ederek geri dönebileceği kapıyı açık tutar.

Bu nedenle sekizinci ayetin mantığı şaşırtıcıdır: RAB iyi ve doğrudur; bu yüzden günahkârlara yol gösterir. Biz bazen “Tanrı doğruysa günahkârdan uzak durur” diye düşünürüz. Mezmur, Tanrı’nın doğruluğunu günahı onaylayan bir hoşgörüye çevirmeden başka bir şey söyler: Tanrı iyi olduğu için günahkâra yol gösterir. Metnin açık sözü budur. Bu yol gösterişin günahı onaylamak değil, insanı Tanrı’nın yoluna çağırmak olduğu ise mezmurun tövbe ve bağışlanma akışından çıkan güçlü teolojik sonuçtur.

Dokuzuncu ayette bu öğretilebilirliğin anahtar sözcüğü alçakgönüllülüktür. Tanrı alçakgönüllü olana yol gösterir. Bu, düşük özsaygı ya da kendinden nefret etmek değildir. Alçakgönüllülük, “Ben zaten doğru yolu biliyorum” ısrarından vazgeçebilmektir. Kişi ancak yanılabileceğini kabul ettiğinde öğrenebilir. Bu yüzden gurur yalnız ahlaki bir kusur değil, aynı zamanda öğrenmenin düşmanıdır.

Mezmurlar 32:8–11 benzer biçimde bağışlanmış insanı öğretim ve yönlendirme diliyle buluşturur. Kutsal Kitap’ta lütuf, insanı yönsüz bırakmaz. Bağışlanmak “artık nasıl yaşadığım önemsiz” demek değildir; tam tersine, Tanrı’nın yolunda yeniden yürümeye çağrılmaktır. Reform geleneğinin lütuf anlayışı da burada önemlidir: itaat bağışlanmayı satın almaz; bağışlanan insanın hayatında lütfun meyvesi olarak doğar.

Onuncu ayet RAB’bin yollarını sevgi ve sadakatle tanımlar. Fakat cümlenin antlaşma ve buyruklarla devam etmesi, sevgiyi belirsiz bir sıcak duyguya dönüştürmememiz gerektiğini hatırlatır. Tanrı’nın sevgisi sadıktır; insanı ilişkide tutarken onu kendi yoluna da çağırır. Sevgi ile gerçek, merhamet ile sadakat, bağışlanma ile itaat birbirini boğan değil, birbirini tamamlayan gerçeklerdir.

On birinci ayette dua yeniden çok kişiselleşir: “Adın uğruna suçumu bağışla.” Tanrı’nın “adı”, Kutsal Kitap’ta yalnız bir etiket değildir; onun açıklanmış karakterini, ününü ve kimliğini temsil eder. Dua eden kişi “Ben buna layığım” demiyor. “Senin kim olduğun uğruna bana merhamet et” diyor. Bağışlanmanın zemini insanın kendisini savunma becerisi değil, Tanrı’nın lütufkâr karakteridir.

Öğretilen insan hâlâ ağdan çıkmayı bekliyor: iman sıkıntıyı inkâr etmiyor

Üçüncü hareket Mezmurlar 25:12–22 boyunca iki şeyi birlikte taşır: Tanrı’yla yakınlık ve devam eden sıkıntı. RAB’den korkan kişiye yol gösterilir, Tanrı antlaşmasını ona açar, gözleri sürekli RAB’dedir. Fakat aynı kişi biraz sonra yalnız, mazlum, yüreği daralmış ve düşmanları çoğalmış biri olarak konuşur. Demek ki Tanrı’nın yolunda olmak, bütün sorunların anında ortadan kalktığı bir hayat demek değildir.

“RAB’den korkmak” ifadesi burada paniğe kapılmak anlamına gelmez. Mezmurun bütünü güven, sevgi, antlaşma ve yakınlık dilidir. Tanrı korkusu, onun Tanrı olduğunu ciddiye alan saygılı bağlılıktır. Böyle bir korku insanı Tanrı’dan kaçırmaz; tersine onun öğretimine açık hâle getirir. Kendimizi nihai otorite saymayı bıraktığımızda Tanrı’nın yolunu duymaya başlarız.

On üçüncü ayetteki “gönenç içinde yaşamak” ve soyun ülkeyi sahiplenmesi dili de dikkatle okunmalıdır. Bunu, Tanrı’dan korkan herkesin maddi bakımdan zengin, sağlıklı ve sorunsuz olacağına dair evrensel bir çek gibi kullanamayız. Mezmurun dili İsrail’in antlaşma dünyasında kök salmıştır; toprak, soy ve esenlik o tarihsel antlaşmanın bereket sözlüğünün parçalarıdır. Mezmurlar kitabının kendisi de doğru kişilerin hastalık, ihanet, yoksulluk ve ölüm tehdidi yaşayabildiğini defalarca gösterecektir. Dolayısıyla ayeti modern bir “iman edersen refahın garanti” öğretisine dönüştürmek, kitabın kendi tanıklığıyla çatışır.

Öte yandan bu sözleri etkisiz bir eski formül diye kenara atmak da doğru olmaz. Mezmur, Tanrı’nın yolunun insanı sonunda boşluğa götürmediğini ilan eder. Antlaşma sadakatinin bir geleceği vardır. Tanrı’nın iyiliği her zaman bizim seçtiğimiz biçimde ve takvimde görünmese de, onunla yürümek nihai olarak kayıp bir hayat değildir. Yeni Antlaşma, Tanrı’nın halkının miras umudunu çürümez ve kalıcı bir miras diliyle genişletir (1. Petrus 1:3–4). Bu, Mezmur 25:13’ün İsrail’in toprak ve soy bağlamını silmez; fakat Hristiyan kanonik okumada umudun maddi refah formülüne indirgenemeyeceğini açıklaştırır.

On dördüncü ayette RAB’bin kendisinden korkanlarla “sırrını” paylaşmasından söz edilir. Buradaki düşünceyi gizli şifreler ya da seçkin bir mistik bilgi gibi okumamak gerekir. İbranice sözcük yakın danışma, içten paydaşlık veya güven ilişkisi çağrışımı taşıyabilir. Aynı ayetin antlaşmayı bilmekle devam etmesi de bunu destekler. Tanrı’yla yakınlık, Kutsal Yazı’dan bağımsız esrarengiz bilgiler edinmek değil; onun açıklanmış antlaşma sadakatini daha derinden tanımaktır.

On beşinci ayet çok canlı bir görüntü kurar: gözler RAB’de, ayaklar ağdadır. İman tam da böyle bir ara yerde yaşayabilir. İnsan henüz tuzaktan çıkmamıştır; ama bakışının yönü değişmiştir. Bazen Tanrı’ya güvenmeyi, ancak sorun tamamen çözülünce mümkün sanırız. Mezmur ise ağ hâlâ ayakları sararken de gözlerin Tanrı’da olabileceğini söyler.

Ardından duanın tonu ağırlaşır. Yalnızlık, mazlumluk, artan iç sıkıntısı, acı, günah ve çoğalan düşmanlar peş peşe gelir. Tanrı’nın yollarını öğrenmiş olması, dua eden kişinin acısını sansürlemesi gerektiği anlamına gelmez. Tanrı’nın yollarını öğrenmek onu daha az insan yapmaz. Aksine, Tanrı’ya güvenebildiği için gerçek durumunu daha açık söyleyebilir.

On sekizinci ayette acı ile günah aynı duada buluşur: “Acılarıma bak” ve “günahlarımı bağışla.” Buradan “Bütün acılar kişisel günahın cezasıdır” sonucu çıkarılamaz. Mezmurun kendisi düşmanların haksız nefretinden de söz ediyor. Kutsal Kitap’ın bütünü de her acıyı belirli bir kişisel günaha bağlamamamız gerektiğini açıkça gösterir. Fakat öteki uç da yanlıştır: acı çektiğimiz için kendi günahımızı görmezden gelmek. Dua eden kişi hem kendisine yapılan kötülüğü hem kendi suçunu Tanrı’nın önüne getirir.

Bu denge pastoral açıdan çok değerlidir. Mağdur olan birine “Önce kendi günahına bak” diyerek yapılan haksızlığı küçültemeyiz. Aynı şekilde başkalarının bize haksızlık yapmış olması, bizim bütün davranışlarımızı otomatik olarak doğru yapmaz. Mezmur insanı tek boyutlu hikâyelerden çıkarır. Aynı kişi gerçekten incitilmiş olabilir ve aynı zamanda tövbeye ihtiyaç duyabilir.

Yirminci ve yirmi birinci ayetlerde dua yeniden sığınma ve umut diline döner. “Beni koru, kurtar” yakarışı, “çünkü sana sığınıyorum” sözüyle temellenir. Dua eden kişi kendi doğruluğunu kurtuluşun fiyatı olarak sunmaz. Dürüstlük ve doğruluğun kendisini korumasını isterken de bunları Tanrı’dan bağımsız ahlaki sermaye gibi görmez; bekleyişinin merkezi yine Tanrı’dır.

Buradaki “dürüstlük” isteği de mezmurun önceki günah itiraflarıyla birlikte okunmalıdır. Dua eden kişi birkaç ayet önce suçunun büyük olduğunu söylemiştir; şimdi birden kendisini kusursuz ilan ediyor olamaz. Daha doğal olan, bundan sonraki yürüyüşünde bütünlük ve doğrulukla korunmayı istemesidir. Tövbe yalnız geçmişin bağışlanmasını değil, geleceğin yönünün değişmesini de arar. “Beni bağışla” ile “beni doğru yolda koru” aynı duanın iki yüzüdür. Lütuf, insanı suçlulukta bırakmadığı gibi yönsüz de bırakmaz.

Bu nedenle Mezmur 25’te doğruluk, Tanrı’nın merhametine alternatif değildir. Dua eden kişi bir yandan affa muhtaç bir günahkâr, öte yandan dürüstlükle yürümek isteyen bir Tanrı kulu olarak konuşur. Bu iki kimliği birbirine düşman etmek gerekmez. Reform teolojisinin de ısrar ettiği gibi Tanrı’nın kabulünü itaatimizle satın almayız; fakat Tanrı’nın lütfuyla kabul edilen insanın hayatında gerçek itaat önemsiz hâle gelmez. Bağışlanma, yeni bir yürüyüşe kapı açar.

Son ayet, mezmurun kapısını dışarı doğru açar. Kişisel korku, kişisel günah ve kişisel düşmanlarla başlayan dua, “İsrail’i bütün sıkıntılarından kurtar” diye biter. Bu ayet alfabetik örgünün dışında durur ve bireysel duayı topluluğun duasına dönüştürür. Acı insanı içine kapatabilir; Tanrı’nın önünde işlenen acı ise başkalarının acısını fark etmeye başlayabilir.

Bu yüzden Mezmur 25 yalnız “zor zamanda okunacak bir dua” değildir. Aynı zamanda ruhsal olgunluğun bir portresidir: güvenen ama korkusunu inkâr etmeyen, günahını itiraf eden ama umutsuzluğa teslim olmayan, Tanrı’nın yolunu isteyen ama henüz ağdan çıkmamış, kendi derdini söyleyen ama sonunda bütün halk için dua eden bir insan. Olgun iman kusursuzluk değildir; güvenen, tövbe eden ve öğrenmeye açık bir yürüyüştür.

02 — BİRLİKTE ÇALIŞIN

  1. Mezmur yazarı önce düşmanlarından söz ediyor, sonra “Yollarını bana öğret” diye dua ediyor. Bir çatışmanın ortasında yalnız karşı tarafın değişmesini istemekle kendi yürüyüşümüzü de Tanrı’ya açmak arasında nasıl bir fark var? Şu anda yaşadığınız bir gerilimde bu soru sizi nereye götürüyor?
  2. “Gençlik günahlarımı anımsama… sevgine göre anımsa beni” duasında sizi en çok hangi taraf zorluyor: geçmişin gerçekten adlandırılması mı, Tanrı’nın merhametine güvenmek mi? İnsan neden bazen bağışlanmayı kabul etmektense kendisini yıllarca cezalandırmayı daha kolay bulabilir?
  3. Mezmur, RAB iyi ve doğru olduğu için günahkârlara yol gösterdiğini söylüyor. Tanrı’nın kutsallığını yalnız mahkûmiyet, sevgisini de yalnız hoşgörü gibi düşündüğümüz zaman ne kaybediyoruz? Bu iki gerçeği birlikte tutmak tövbe anlayışınızı nasıl değiştirir?
  4. “Gözlerim RAB’de, ayaklarım ağda” görüntüsünü kendi hayatınıza uyarlarsanız ağ ne olurdu? Henüz çözülmemiş bir sorun varken Tanrı’ya bakmak sizin için pratikte ne anlama gelir?
  5. Mezmur kişisel sıkıntıyla başlayıp bütün İsrail için duayla bitiyor. Kendi acımız bazen bizi başkalarına kapatırken bazen de başkalarının acısını daha iyi görmemizi sağlıyor. Sizin yaşadığınız hangi deneyim, başka insanların yükünü daha gerçek biçimde fark etmenize yardım etti?

03 — HAYATA TAŞIYIN

Çözüm istemeden önce yönünüzü kontrol edin

Önünüzde zor bir karar, çatışma ya da belirsizlik varsa duanıza yalnız “Bunu çöz” diye başlamayın. Mezmur 25’in dilini ödünç alın: “Yolunu bana öğret.” Sonra kendinize şu soruyu sorun: “Benim istediğim sonuç ile Tanrı’nın istediği karakter aynı şey mi?” Bazen sorun çözülmeden önce insanın yönü düzeltilir. Bu gecikme değildir; kurtuluşun bir parçasıdır.

Geçmişinizi mazeret üretmeden Tanrı’nın önüne getirin

Sizi hâlâ utandıran eski bir günah varsa iki uçtan kaçının. Onu küçültmeyin; ama onu kimliğinizin son sözü de yapmayın. Gerekirse ne yaptığınızı açıkça yazın: kimi incittiniz, hangi gerçeği çiğnediniz, hangi sorumluluktan kaçtınız? Sonra Tanrı’nın merhametine yaklaşın. 1. Yuhanna 1:8–9 günahı inkâr etmek yerine itirafın ve bağışlanmanın yolunu açar. Tövbe, geçmişi silmeye çalışmak değil; geçmişi Tanrı’nın ışığına getirmektir.

Bağışlanma gerekiyorsa onarım ihtimalini de düşünün

Tanrı’dan bağışlanma istemek, insanlara verdiğimiz zararın önemsiz olduğu anlamına gelmez. Mümkün ve güvenliyse özür dilemek, alınanı geri vermek, yanlış bilgiyi düzeltmek, borcu ödemek veya bozulan güveni yeniden inşa etmek gerekebilir. Her ilişki eski hâline dönmeyebilir; bağışlanma bütün tarihsel sonuçları otomatik silmez. Yine de lütuf, sorumluluktan kaçış kapısı değildir. Bazen Tanrı’nın yolunu öğrenmek, tam da bozduğumuz yerde dürüst bir adım atmak demektir.

Öğretilebilirliğinizi sınayan bir kişiyi dinleyin

Alçakgönüllülük soyut bir erdem olarak kolaydır; biri bizi düzelttiğinde zorlaşır. Güvendiğiniz, Kutsal Kitap’a bağlı ve sizi seven birinin eleştirisini hemen savunmaya geçmeden dinleyin. Her eleştiri doğru değildir, ama her eleştiriyi refleksle reddetmek de bilgelik değildir. “Burada göremediğim ne olabilir?” sorusu, Mezmur 25’in “öğret beni” duasının günlük hayattaki karşılığı olabilir.

Beklerken hayatı askıya almayın

Tanrı’dan bir cevap bekliyor olabilirsiniz: sağlık sonucu, iş, ilişki, göç, mahkeme, ailede çözülmeyen bir mesele… Bekleyişi yalnız sonuç gelene kadar geçirilen boş zaman gibi yaşamayın. Bugün sadık olabileceğiniz alanları belirleyin: doğru konuşmak, sözünüzü tutmak, çalışmak, dinlenmek, dua etmek, birine bakım vermek. Umut, gelecekteki cevaba kilitlenirken bugünkü itaati kaybetmez.

Ağ hâlâ ayaktayken gözlerinizi nereye çevirdiğinizi fark edin

Sorun çözülmediğinde zihin sürekli aynı korkunun çevresinde dönmeye başlayabilir. Gün içinde belirli bir anda bunu kesip Tanrı’ya yönelmek için küçük bir ritim oluşturun: kısa bir yürüyüş, birkaç dakikalık sessizlik, Mezmur 25’i okumak ya da kaygınızı tek cümleyle Tanrı’ya söylemek. Amaç duyguyu bastırmak değil; bakışın yönünü yeniden seçmektir. Ağın varlığını inkâr etmeden gözleri RAB’de tutmak, mezmurun iman biçimidir.

Duanızı bir başkasının sıkıntısıyla bitirin

Kendi yükünüz ağır olduğunda dua doğal olarak “ben” diliyle dolar. Mezmur 25 buna izin verir; fakat orada kalmaz. Duanızın sonunda bilinçli biçimde başka birini, bir aileyi, bir kiliseyi ya da acı çeken bir topluluğu Tanrı’nın önüne getirin. Bu, kendi acınızı küçültmez. Tam tersine, acınızı daha geniş bir merhametin içine yerleştirir. Tanrı’nın yollarını öğrenen insan, zamanla yalnız kendi çıkışını değil, başkalarının kurtuluşunu da istemeye başlar.

Çalışmalarım
ÇEVRİMDIŞI OKUMA

Çalışma metnini antetli PDF olarak indirin

Antet, logo filigranı, indirilme tarihi ve sayfa numaraları otomatik eklenir.

Bu içeriği paylaşın

BİLGİ AĞI

Kutsal Kitap KitabıMezmurlar

Mezmurlar kitabının yayımlanmış bölüm çalışmaları.

Keşfet
Tüm Kutsal Kitap Çalışmalarına Dön