Veritas LiberatAd Fontes · Ad Veritatem

Mezmurlar · BÖLÜM 83

Mezmurlar 83 — Adımız Silinmesin: Kuşatılmış Halkın Adalet Duası

Mezmurlar 83, yok edilme korkusu yaşayan bir halkın duasıdır. Düşmanlar yalnız askerî zafer istemez; “İsrail’in adı bir daha anılmasın” diyerek halkın kimliğinin ve hafızasının silinmesini hedefler. Yazar bu tehdidi Tanrı’nın önüne getirir ve “susma, sessiz ka

HEMEN BİR BÖLÜM SEÇİN

Kutsal Kitap’ı birlikte adım adım çalışalım.

Mezmurlar 83

Mezmurlar 83. Bölümü Kutsal Kitap'tan Okuyun

GİRİŞ

Mezmurlar 83, yok edilme korkusu yaşayan bir halkın duasıdır. Düşmanlar yalnız askerî zafer istemez; “İsrail’in adı bir daha anılmasın” diyerek halkın kimliğinin ve hafızasının silinmesini hedefler. Yazar bu tehdidi Tanrı’nın önüne getirir ve “susma, sessiz kalma” diye yakarır. Şiirde Edom, Moav, Ammon, Amalek, Filist, Sur ve Asur gibi birçok halk sayılır; bu isimlerin hepsini aynı anda içeren tek bir tarihsel koalisyonu güvenle belirleyemiyoruz. 2. Tarihler 20’deki Yehoşafat krizi güçlü bir paralel olsa da mezmurun bütün listesini açıklamaz.

Bu nedenle düşman listesini modern haritaya bire bir taşımak ciddi hata olur. Antik halk adları bugünkü devletler ya da etnik topluluklarla otomatik olarak eşitlenemez; mezmur da modern siyasete hazır düşman listesi vermez. Yazarın yaptığı, çevrelenmişlik hissini gerçek tarihsel düşmanlık hafızalarıyla yoğunlaştırmaktır. Güney, doğu, batı ve kuzeyden gelen adlar “her taraftan kuşatılmışız” duygusunu büyütür. Metnin teolojik sorusu, “bugün hangi halk Edom’dur?” değil, yok edilme tehdidi altında Tanrı’nın adaletine nasıl dua edileceğidir.

Şiirin ikinci yarısında dua sertleşir ve geçmiş yargılar hatırlanır. Midyan, Sisera, Yavin, Orev, Zeev, Zevah ve Salmunna gibi isimler, Hâkimler kitabındaki eski kurtuluşları çağırır. Fakat finalde beklenmedik bir yön açılır: Düşmanların “RAB’bin adını araması” istenir ve Tanrı’nın bütün yeryüzünün Yücesi olduğu ilan edilir. Böylece yargı arzusu, Tanrı’nın tanınması umuduyla yan yana durur. Mezmur düşmanı insanlıktan çıkaran bir şiddet çağrısı değil, öfkeyi Tanrı’nın mahkemesine taşıyan ve nihai amacı Tanrı’nın egemenliğinde bulan bir ağıttır.

01 — METNİ ANLAYIN

Kuşatılmış Halkın Duası: Adın Silinmesin

Yazarın ilk isteği Tanrı’nın sessiz kalmamasıdır. Düşman gürültülü, tehdit görünür ve planlar açıktır; buna karşılık Tanrı’nın hareketsiz görünmesi halkın acısını büyütür. Kutsal Kitap böyle bir soruyu saygısızlık olarak dışlamaz. İmanlı insan “Tanrı zaten bilir” diyerek duygusunu susturmak zorunda değildir; görünmeyen ilahi eylemle mücadele ederek “neden susuyorsun?” diye sorabilir. Ağıt, Tanrı’yla ilişkiyi terk etmeden Tanrı’nın sessiz görünüşünü Tanrı’ya söylemektir. “İsrail’in adı bir daha anılmasın” tehdidi, askerî yenilgiden daha derin bir yok edilme arzusudur.

Ad, soy, hafıza ve gelecek kuşak eski dünyada birbirine sıkı biçimde bağlıydı; bir halkın adını silmek, hikâyesinin devamını kesmek demekti. Bu nedenle mezmurun korunma duası aynı zamanda hafıza duasıdır. Halk, düşmanın kendileri hakkında söyleyeceği son cümlenin “artık yoklar” olmasına karşı Tanrı’ya başvurur. Günümüzde soykırım, zorunlu asimilasyon ve kültürel silme tartışmaları bu temayla yankı kurabilir, fakat antik metni tek bir modern olaya doğrudan eşitlemeden. Düşman listesinin coğrafi çeşitliliği kuşatılmışlık duygusunu güçlendirir. Edom ve Moav güneydoğu-doğu hattını, Ammon doğuyu, Filist batıyı, Sur kuzeybatıyı, Asur ise daha uzak büyük gücü çağrıştırır.

Bu isimlerin gerçek tarihsel halklar oluşu, şiirin tamamen sembolik olmadığı anlamına gelir; yine de liste bir savaş tutanağı gibi çalışmak zorunda değildir. Yazar geçmişten ve şimdiden bilinen düşmanlık hafızalarını tek yoğun sahnede birleştiriyor olabilir. Böyle bir edebî yoğunlaştırma, “bütün dünya bize karşı” hissini anlatırken tarihsel çekirdeği korur. Bu noktada seçilmişlik dilini de dikkatle tutmak gerekir. İsrail Tanrı’nın antlaşma halkıdır, fakat bu onun ahlaki olarak kusursuz ya da her siyasî iddiasında otomatik olarak haklı olduğu anlamına gelmez. Yasa’nın Tekrarı 7 ve 9, seçimin İsrail’in büyüklüğü ya da doğruluğuna değil Tanrı’nın sevgisine ve lütfuna dayandığını açıkça söyler.

Bu nedenle “Tanrı’nın halkına saldırı Tanrı’ya meydan okumadır” cümlesi, modern devletleri ya da kilise kurumlarını eleştiriden muaf kılan slogan olamaz. Seçilmişlik üstünlük değil, lütuf ve sorumluluk taşır. Bu çeşitlilik, listenin tek bir tarihsel koalisyon kaydı olup olmadığı sorusunu zorlaştırır; aynı zamanda düşman listesinin coğrafi çeşitliliği, şiirin “her taraftan kuşatılmışız” duygusunu güçlendirir. Edom ve Moav güneydoğu-doğu hattını, Ammon doğuyu, Filist batıyı, Sur kuzeybatıyı, Asur ise daha uzak kuzeydoğu gücünü temsil eder. Listeyi harita üzerinde tek tek kesin askerî birlikler olarak görmek yerine, çevrelenmişlik hissini edebî olarak büyüten bir halka şeklinde okumak mümkündür.

Mezmurun ilk ve son cümlesi arasında da güçlü bir hareket vardır. Başta dua “Susma” der; sonda amaç “Bilsinler” olur. Tanrı’nın sessiz görünmesi halkı umutsuzluğa itmektedir, fakat beklenen ilahi müdahalenin nihai sonucu yalnız düşmanın dağılması değil Tanrı’nın kimliğinin görünür hâle gelmesidir. Bu, kurtuluşun teolojik merkezini halkın rahatından Tanrı’nın adına taşır. Bugün bu tema, soykırım, zorunlu asimilasyon, kültürel silme ve toplumsal hafıza tartışmalarında yankı uyandırabilir; fakat antik metni herhangi bir modern olaya doğrudan eşitlemeden.

Mezmur bize bir halkın yalnız fiziksel yaşamının değil, adının ve hafızasının da saldırı altında olabileceğini gösterir. Böyle durumlarda gerçeği kaydetmek, ölüleri hatırlamak ve gelecek kuşağa dürüst tarih bırakmak da adaletin parçasıdır. Hafızayı korumak, nefret üretmeden gerçeği inkâra karşı direnmenin bir yolu olabilir. Bu, tarihsel çekirdeğin olmadığı anlamına gelmez. Tam tersine, isimlerin çoğu İsrail’in gerçek komşuları ve gerçek düşmanlık hafızasının parçalarıdır.

Ancak şiir geçmişten ve şimdiden bilinen düşmanları bir araya getirerek tehdit algısını yoğunlaştırıyor olabilir. Böyle bir edebî yoğunlaştırma, mezmuru gazetecilik tutanağı olmaktan çıkarmaz; onun türünün şiir olduğunu hatırlatır. “Adı bir daha anılmasın” sözü, eski dünyada yalnız devlet yapısının ortadan kalkmasını değil, bir halkın hikâyesinin kesilmesini de çağrıştırır. Ad, soy, hatıra ve gelecek kuşak birbirine bağlıdır. Bir topluluğun adı silinirse yalnız bugünkü varlığı değil, geçmişinin anlatısı ve gelecekte kendisini kim olarak hatırlayacağı da tehdit altına girer.

Bu yüzden bazı yorumcular mezmurun farklı dönemlerden düşman isimlerini bilinçli biçimde bir araya getirerek “bütün çevre bize karşı” duygusunu şiirsel olarak yoğunlaştırdığını düşünür. Bu görüş, metni tarih dışı saymak anlamına gelmez. yazar gerçek halkların ve gerçek düşmanlık hafızalarının adlarını kullanır; fakat liste tarihçinin ordu tutanağı gibi çalışmak zorunda değildir. Şiir sonra uzun bir düşman listesi verir: Edom, İsmailoğulları, Moav, Hacerliler, Geval, Ammon, Amalek, Filist ve Sur; Asur da Lot’un oğullarına destek verir. Bu listenin tamamını aynı anda içeren tek bir tarihsel koalisyonu güvenle gösteremiyoruz. 2.

Tarihler 20’de Moav, Ammon ve Edom çevresindeki güçlerin Yehoşafat’a karşı birleşmesi güçlü bir paraleldir; fakat mezmurdaki bütün isimler orada yoktur. Tarih boyunca halkların dilini, adını, kültürünü ve hafızasını yok etmeye yönelik saldırılar gerçek olmuştur. Mezmur bu tür tehdidin yarattığı dehşeti dürüstçe taşır. Ancak bugünkü her siyasi çatışmayı otomatik olarak Mezmurlar 83’ün sahnesine yerleştirmek doğru değildir. Hangi modern halkın “İsrail’in düşmanı” olduğuna Kutsal Kitap’taki antik isimleri kullanarak karar vermek hem tarihsel hem teolojik açıdan hatalıdır.

Beşinci ayet düşmanların tek yürekle anlaştığını ve Tanrı’ya karşı antlaşma yaptığını söyler. yazar, İsrail’e karşı komployu Tanrı’ya karşı bir meydan okuma olarak görür. Bunun nedeni İsrail’in ahlaki olarak kusursuz olması değil, Tanrı’nın antlaşma halkı oluşudur. Bu nedenle Mezmurlar 83’te korunma duası aynı zamanda hafıza duasıdır. Tanrı’nın halkı, düşmanın kendileri hakkında söyleyeceği son cümlenin “artık yoklar” olmasına karşı çıkar. Kutsal Kitap’ta Tanrı’nın antlaşma sadakati sık sık adın, soyun ve hatıranın sürmesiyle ilişkilidir.

Geçmiş Kurtuluşu Hatırlamak: Sert Yargı Duasını Sınırlarıyla Okumak

Yazar geçmişteki kurtuluşları bugünkü duaya tanık olarak çağırır. Sisera ve Yavin, Debora ile Barak dönemindeki baskıcı güçleri; Orev, Zeev, Zevah ve Salmunna ise Gideon dönemindeki Midyan önderlerini hatırlatır (Hak. 4–8). Bu isimler “Tanrı daha önce güçlü zalimleri durdurdu” hafızasını taşır. Ama geçmişi hatırlamak, Tanrı’yı aynı yöntemle davranmaya mecbur etmek değildir. Tarih Tanrı’nın karakterine tanıklık eder; Tanrı’nın taktiğini bizim kontrolümüze vermez.

Şiirin ateş, saman çöpü, fırtına ve alev imgeleri serttir. Böyle cümleleri steril hâle getirip yalnız “iç huzur” duasıymış gibi okumak metnin gerçek savaş tehdidini ve mağdur öfkesini küçültür. Yine de dua kişisel şiddet yetkisi değildir; yazar cezayı kendi eline almak yerine Tanrı’dan adalet ister. Bu fark, lanet mezmurlarını anlamak için temel sınırdır. Öfke inkâr edilmez, fakat Tanrı’nın mahkemesine taşınarak insanın kendi öcünü kutsamasının önüne geçilir. Yeni Antlaşma bu sınırı daha da belirginleştirir.

Romalılar 12, “kendiniz öç almayın” derken kötülüğün önemli olmadığını söylemez; kişisel intikamı Tanrı’nın yargısına bırakır. İsa Mesih’in düşman sevgisi de suçun iyi sayılması değil, düşmanın yalnız nefret nesnesine indirgenmemesidir. Bir zalimin durdurulması, mağdurun korunması, hukukî hesabın işlemesi ve gerçeğin ortaya çıkarılması sevgiye aykırı değildir. Bağışlama, güven, uzlaşma ve kamusal hesap verebilirlik birbirinden ayırt edilmelidir. Eski Antlaşma’daki savaş hafızasını bugünkü kiliseye fiziksel kutsal savaş yetkisi olarak taşımak da doğru değildir.

Kilise Müjde’yi zorla yaymaz ve Tanrı’nın krallığını düşmanlarını öldürerek kurmaz. Antik İsrail’in toprak ve savaş bağlamı kendi kurtuluş-tarihi çerçevesinde okunmalıdır. Bununla birlikte metin adalet arzusunu değersizleştirmez; zulüm gören insanın “bu kötülük karşılıksız kalmasın” diye dua etmesine yer verir. Sağlam Hristiyan okuma, hem yargı isteğini ciddiye alır hem de bu isteği kişisel ve toplu şiddet ruhsatına dönüştürmez. Yeni Antlaşma’da bu sınır açık biçimde korunur: “Kendiniz öç almayın… öcü bana bırakın” ilkesi, adalet arzusunu yok etmeden kişisel intikamı sınırlar.

Aynı zamanda İsa Mesih düşman sevgisini ve düşman için dua etmeyi öğretir. Bu, Mezmurlar 83’ü geçersiz kılmaz; Kutsal Kitap’ın bütününde adalet ve merhamet çağrısının birlikte taşınmasını gerektirir. Ayrıca “hepsi birden bize karşı” duygusu travma ve korku anlarında insan zihninin nasıl çalıştığını da yansıtır. Gerçek tehlike altında kişi dost ile düşmanı ayırmakta zorlanabilir, bütün dünyanın karşısında olduğunu hissedebilir. Mezmur bu duyguyu küçümsemez; onu Tanrı’ya taşır.

Fakat okuyucu olarak bizim görevi, şiirin yoğun duygusunu güncel gerçekliğin basit haritasına çevirmemektir. 2. Tarihler 20’de Moav, Ammon ve Edom bağlantılı güçler Yahuda’ya saldırır; olayın bazı ayrıntıları Mezmurlar 83’le güçlü paralellik taşır (2Ta. 20). Fakat Filist, Sur ve Asur gibi adlar o anlatıda koalisyon üyesi olarak verilmez.

Geçmiş zaferleri hatırlamanın başka bir tehlikesi de vardır: Eski düşmanların başına gelenleri bugünkü düşmana uygulanacak hazır senaryo sanmak. Hâkimler kitabındaki Sisera, Midyan ve Gideon anlatıları İsrail’in belirli tarihsel dönemleridir. Mezmur yazari bu hafızayı Tanrı’nın kurtaran gücünü çağırmak için kullanır; bugünkü okuyucu ise aynı şiddet biçimini kendi elleriyle yeniden üretme yetkisi çıkaramaz. yazar geçmişe döner. Midyan’a, Sisera’ya ve Yavin’e yapılanlar hatırlatılır.

Hâkimler 4–5’te Yavin’in ordusunun komutanı Sisera, Debora ve Barak döneminde yenilir; Kişon Irmağı savaşın önemli sahnesidir (Hak. 4–5). Bu nedenle kanonik okuma şarttır. Eski Antlaşma’daki savaş yargıları ile Yeni Antlaşma’da Mesih’in düşman sevgisi, kilisenin silahsız Müjde tanıklığı ve kişisel öç yasağı birlikte okunmalıdır. Bir metni ötekini susturmak için değil, vahyin bütün hareketini görmek için kullanırız.

“Adını Arasınlar”: Yargının Son Hedefi Tanrı’nın Tanınması

Mezmunun son hareketi, sert yargı dilinin içinde şaşırtıcı bir dönüşüm amacı açar. “Yüzlerini utançla doldur ki adını arasınlar” sözü, düşmanın yalnız yok edilmesini değil Tanrı’yla yüzleşmesini de ister. Buradaki utanç, bir insanı küçük düşürmenin başlı başına kutsal görev olduğu anlamına gelmez. Daha çok kibirli direnişin kırılması ve gerçeğin görülmesi yönünde bir yargı imgesidir. Yargı ile tövbe ihtimali aynı şiirde yan yana durabilir. Bu, dönüşüm umudunun sınırları olmadığı anlamına gelmez.

Bir failin tövbe etmesini istemek, mağdurun güvenlik sınırlarını kaldırmaz; hukukî sorumluluğu iptal etmez ve eski erişimi otomatik olarak geri vermez. Gerçek tövbe bazen gururun kırılmasını, zarar verilen kişiye karşı sorumluluk alınmasını ve sonuçların taşınmasını gerektirir. Bağışlama güvenin aynı gün geri dönmesi demek değildir. Mezmurun “adını arasınlar” duası, merhamet umudunu adaletin yerine değil adaletin içinde taşır. Finalde Tanrı “bütün yeryüzünün Yücesi” olarak ilan edilir. Bu, İsrail’in kurtuluşunu İsrail’in kendisini mutlaklaştırmasına bağlamaz; tam tersine ulusal sınırları aşan tek egemenliği vurgular.

Eğer Tanrı bütün yeryüzünün Rabbiyse, İsrail de O’nun adaletinin ve merhametinin altındadır. Seçilmişlik Tanrı’yı ulusal projenin mülkü yapma hakkı vermez. Aynı ilke Hristiyan milliyetçiliği, mezhep üstünlüğü ve siyasi grubu Tanrı’nın krallığıyla özdeşleştirme eğilimlerini de sınar. Şiirin başı “Susma” diye bağırır, sonu “Bilsinler” diye dua eder. Bu hareket, ilahi müdahalenin hedefini yalnız halkın rahatına değil Tanrı’nın kimliğinin görünür olmasına bağlar. Dua eden topluluk kendi güvenliğini isterken bile kendi niyetlerini Tanrı’nın doğruluğuna açmalıdır.

“RAB bütün yeryüzünün Yücesidir” diyen kişi, kendi tarafının da O’nun yargısından muaf olmadığını kabul eder. Mezmurlar 83 bu nedenle modern düşman listesi değil, kuşatma altında adalet isterken yargıç koltuğunu kendine almamayı öğreten bir dua olur. Bu nedenle dua eden topluluk kendi güvenliğini isterken bile kendi niyetlerini sınamalıdır. Tanrı’nın yardımı yalnız bize avantaj sağlasın diye değil, doğruluğu ve egemenliği görünür olsun diye istenir. Böyle bir dua, kendi grubumuzun haksızlığını da Tanrı’nın ışığına açar. “RAB bütün yeryüzünün Yücesidir” diyen kişi, kendi tarafının da O’nun yargısından muaf olmadığını kabul eder.

Bu ayet lanet duasının içine dönüşüm ihtimalini de sokar. “Utanç” kelimesi bu yüzden dikkatli kullanılmalıdır. Kutsal Kitap’taki utanç dili, bir insanı küçük düşürmenin başlı başına kutsal görev olduğu anlamına gelmez. Burada amaç, Tanrı’ya karşı kibirli direnişin kırılması ve gerçeğin görülmesidir. Günümüzde kamuoyu linci, alay ve küçük düşürme kolayca “adalet” adı altında uygulanabilir; mezmur buna doğrudan izin vermez.

Aynı zamanda dönüşüm ihtimali mağdurun güvenlik sınırlarını iptal etmez. Bir zalimin tövbe etmesini istemek, ona hemen eski erişimi vermek veya hukuki sorumluluğu kaldırmak değildir. Bağışlama, güven, uzlaşma ve hesap verme aynı şeyler değildir; birbirleriyle ilişkili ama farklı süreçlerdir. yazar düşmanın yalnız yok edilmesini değil, Tanrı’nın adını aramasını da ister. Elbette 17. ayette yine “utansınlar, korkuya kapılsınlar, yok olsunlar” dili vardır. Şiir bu iki yönü kolayca uzlaştırmaz.

Mezmur fırtına, saman çöpü, ateş ve alev imgeleriyle düşmanların kovalanmasını ister. İlk bakışta yalnız yok oluş duası gibi görünür. Fakat 16. ve 18. ayetler şiire beklenmedik bir amaç ekler: “Adını arasınlar” ve “Senin adın RAB’dir; bütün yeryüzünün Yücesi yalnız sensin” diye bilsinler. Yargının nihai amacı yalnız düşmanın acı çekmesi değil, Tanrı’nın egemenliğinin tanınmasıdır. Son ayetin “yalnız sen” vurgusu, çok önemli bir teolojik düzeltme daha yapar.

İsrail’in kurtuluşu, İsrail’in kendisini mutlaklaştırmasıyla bitmez. Tanrı bütün yeryüzünün Yücesi ise İsrail de O’nun yargısı ve merhameti altında bir halktır. Seçilmişlik, Tanrı’yı ulusal projenin mülkü hâline getirme hakkı değildir. Tanrı’nın “bütün yeryüzünün Yücesi” olması, O’nun yalnız İsrail’in kabile tanrısı olmadığını açıkça gösterir. Düşman halklar da O’nun egemenliği altındadır.

Bu evrensel egemenlik, aynı zamanda Tanrı’nın adaletinin ulusal çıkarlardan daha büyük olduğunu söyler. Gerçek tövbe bazen insanın gururunun kırılmasını gerektirir. Fakat kırılma ile aşağılama aynı değildir. Tanrı’nın amacı insanı salt ezmek değil, gerçeğe getirmektir. Bu nedenle 16. ayetteki “adını arasınlar” ifadesi çok değerlidir: Yargı, dönüşüm ihtimalini tamamen kapatmıyor.

02 — BİRLİKTE ÇALIŞIN

  1. “İsrail’in adı bir daha anılmasın” sözü, siyasi yenilgiden daha derin bir yok edilme korkusunu nasıl ifade ediyor? Kimlik ve hafıza neden savaşın hedefi hâline gelebilir?
  2. Mezmurun saydığı halkları tek bir tarihsel koalisyona zorla yerleştirmemek neden önemlidir? Kutsal Kitap’ı bugünkü siyasi haritaya bire bir taşımak hangi tehlikeleri doğurur?
  3. yazar geçmişteki Midyan, Sisera ve Gideon zaferlerini hatırlıyor. Geçmiş kurtuluşu hatırlamak ile Tanrı’dan bugünde aynısını mekanik biçimde beklemek arasındaki fark nedir?
  4. “Yüzlerini utançla doldur ki adını arasınlar” cümlesi, yargı ile dönüşüm isteğini nasıl yan yana getiriyor? Düşmanın durdurulmasını isterken onun Tanrı’yı tanımasını da isteyebilir miyiz?
  5. Mezmur “yalnız sen bütün yeryüzünün Yücesisin” diye bitiyor. Bu final, Tanrı’yı kendi ulusal, siyasi veya kişisel çıkarlarımızın hizmetkârı yapma eğilimimizi nasıl düzeltiyor?

03 — HAYATA TAŞIYIN

Tehdidi Tanrı’ya Adıyla Söyle

Gerçek bir tehdit varsa onu küçültmeyin. Korkuyu “imanlı görünmek” için saklamayın. Ne olmasından korktuğunuzu açıkça Tanrı’ya söyleyin.

Tarihsel İsimleri Bugüne Silah Olarak Taşıma

Edom, Moav, Filist veya Asur gibi antik adları bugünkü halklara yapıştırıp düşmanlık üretmeyin. Kutsal Kitap tarihini güncel nefret dili için kullanmak metne sadakat değildir.

Öfkeni Dua Et, Şiddete Çevirme

Adalet isteğinizi sansürlemeyin; fakat onu kendi elinizle cezalandırma planına dönüştürmeyin. Gerekli güvenlik ve hukuk yollarını kullanırken nihai yargıyı Tanrı’ya bırakın.

Geçmiş Kurtuluşu Garanti Belgesine Dönüştürme

Tanrı geçmişte sizi belirli biçimde kurtardıysa şükredin; ama “şimdi de aynı yöntemi uygulamak zorunda” demeyin. Geçmiş, Tanrı’nın karakterine tanıklık eder; yöntemini size borçlandırmaz.

Düşmanın Değişmesi İçin de Dua Et

Size zarar veren kişinin durdurulmasını isterken, mümkünse onun gerçeği görmesi ve Tanrı’ya dönmesi için de dua edin. Bu dua sınır koymayı veya hesap verebilirliği iptal etmez.

Tanrı’yı Kendi Tarafına Çekmeye Çalışma

“Tanrı benimle” demeden önce “Ben Tanrı’nın doğruluğuyla uyumlu muyum?” diye sorun. İlahi adalet, bizim grubumuzu otomatik olarak haklı çıkarmaz.

Nihai Hedefi Hatırla

Kriz bittiğinde yalnız “Ben kazandım mı?” diye bakmayın. Gerçek, adalet, merhamet ve Tanrı’nın adı daha görünür oldu mu? Mezmurun son hedefi kişisel zafer değil, RAB’bin bütün yeryüzünde tanınmasıdır.

Çalışmalarım
ÇEVRİMDIŞI OKUMA

Çalışma metnini antetli PDF olarak indirin

Antet, logo filigranı, indirilme tarihi ve sayfa numaraları otomatik eklenir.

Bu içeriği paylaşın

BİLGİ AĞI

Kutsal Kitap KitabıMezmurlar

Mezmurlar kitabının yayımlanmış bölüm çalışmaları.

Keşfet
Tüm Kutsal Kitap Çalışmalarına Dön