Kutsal Kitap’ta okuyun: Markos 10 · Yuhanna 9 · Elçilerin İşleri 3 · Luka 14 · Levililer 21
GİRİŞ
İnsan bazen her gün gördüğü birini aslında hiç görmez; aynı kapının önünden geçer, aynı köşede oturan kişiyi fark eder, sonra yoluna devam eder. Bir gün o kişi yerinde olmadığında boşluğu hemen görebilir; oysa oradayken adını hiç sormamıştır. Kutsal Kitap'ta da yol kenarlarında, tapınak girişlerinde, sofraların dışında kalan insanlarla karşılaşırız. Hikâyelere yalnız mucize haberi aramak için girersek bu insanların yaşadığı günlerin büyük kısmını okumadan geçeriz.
Markos 10'da kalabalık, Bartimay'ın sesini kısmaya çalışır. Yuhanna 9'da doğuştan kör bir adam hakkında başkaları konuşur, onun günahını tartışır, hatta kim olduğunu sorgular. Elçilerin İşleri 3'te bir adam her gün aynı kapıya taşınır; orası onun yardım beklediği yerdir. Bu kişiler aynı hayatı yaşamaz ve aynı sorularla karşılaşmazlar. Yine de üç anlatıda dikkat çeken bir ortak nokta vardır: İnsanlar onların durumunu konuşurken kendilerinin söyleyecek sözleri de vardır.
01 — METNİ ANLAYIN
Yol kenarında bir ses: Bartimay susturulmuyor
Eriha'dan çıkan kalabalığın kıyısında Bartimay oturur. Markos onu adıyla, babasının adıyla ve dilenerek geçindiği bilgisiyle tanıtır; bu ayrıntılar onu adı bilinmeyen bir figür olmaktan çıkarır. Kalabalık yola devam ederken anlatı, İsa'nın yaklaştığını duyunca sesini yükselten bu yol kenarındaki adama döner. Kalabalıktan bazıları onu susturmak ister, fakat o daha yüksek sesle seslenir. Anlatı daha başlangıçta bir çatışmayı gösterir: Birinin yardım çağrısı ile başkalarının sessizlik beklentisi çarpışır.
Bartimay'ın kör olması, etrafında hiçbir şeyi anlayamadığı anlamına gelmez; İsa'nın orada olduğunu işitir ve O'na nasıl sesleneceğini bilir, “Davut Oğlu” deyişi de anlatının Mesih beklentisiyle bağlantılıdır. Kalabalık onu azarlarken Bartimay geri çekilmez. İsa durup kendisini çağırttığında da yerinden kalkar ve yanına gider. Olay boyunca yalnız başkalarının taşıdığı, konuşamadığı bir insan gibi sunulmaz; isteğini kendisi dile getirir.
İsa Mesih'in sorduğu soru dikkat çekicidir: Kendisi için ne yapmasını istediğini Bartimay'a sorar. Bu soru, İsa'nın adamın durumunu bilmediğini değil, sözü doğrudan ona verdiğini gösterir. Bartimay ne istediğini açıkça söyler ve İsa onu iyileştirir. Ardından adam, İsa'nın yolunu izleyerek gider. Markos'un bu bitişi, olayın yalnız bir gözün açılmasıyla sınırlı kalmadığını; Bartimay'ın kendi iradesiyle izlemeye katıldığını gösterir.
Bartimay'ı yalnız “görmeyen insan görmeye kavuştu” cümlesine indirgemek, adını ve sesini bir kenara bırakmaktır. Kalabalığın susturmaya çalıştığı Bartimay'ın cesaretle konuşması hikâyenin önemli bir parçasıdır; fakat buradan her görme engelli kişinin aynı iyileşme deneyimini yaşaması gerektiği sonucunu çıkaramayız. Müjde, belirli bir tarihî karşılaşmayı anlatır; günümüzdeki insanlara belirli bir tedavi sonucunu vaat eden genel bir sağlık kuralı yazmaz. Bir insanın saygınlığı, bu tür bir iyileşmenin gerçekleşip gerçekleşmediğine bağlı değildir. İsa'nın gücünü inkâr etmeden, anlatının vermediği sözü de O'nun ağzına koymamalıyız.
Antik dünyada görme veya hareket güçlüğünün gündelik hayattaki etkisi, insanın ailesiyle, işiyle, bulunduğu çevreyle ve ekonomik imkânlarıyla ilişkiliydi. Yürümekte zorlanan herkes dilenci değildi; dilencilik yapan herkes de engelli değildi. Ailesinin desteği, bir meslek, topluluğun yardımı veya bunların yokluğu insanın önündeki seçenekleri değiştirebilirdi. Bütün Yahudiye halkının engelli insanlara aynı davrandığını söyleyemesek de Bartimay'ın susturulmak istenmesi, bu kalabalığın onun sesini kabul etmekte zorlandığını gösterir.
Erin Raffety'nin Bartimay üzerine çalışması, engelli insanın hikâyede yalnız başkalarının erdemini göstermek için kullanılan bir araç gibi okunmasına itiraz eder; bu çağdaş yorum çerçevesi doğrudan Kutsal Kitap'ın kendisi değildir. Fakat metni yeniden açıp kontrol ettiğimizde Bartimay'ın gerçekten konuştuğunu, ısrar ettiğini, isteğini belirttiğini ve İsa'yı izlediğini görürüz. İnsanların ona ne yaptığı kadar onun ne yaptığı da önemlidir. İşte bu, merhametin bir insanı susturmadan da gösterilebileceğini düşündürür.
Tapınak kapısında beklemek ve başkalarının hükmü altında yaşamak
Elçilerin İşleri 3'te bir adamın her gün tapınağın Güzel Kapı denen girişine getirildiğini okuruz. Doğuştan yürüme güçlüğü vardır; başkaları onu taşıyıp dilenebileceği yere bırakır. Onun için kapı, yalnız başka insanların geçip gittiği bir yer değil, her gün yeniden dönülen bir geçim noktasıdır. Bu tek cümlede bir gündelik yaşam düzeni saklıdır. Sabah veya belirli bir saatte getirilmek, gün boyunca yardım beklemek, geri götürülmeyi de başkalarına bırakmak... Luka bu ayrıntıların hepsini anlatmaz, fakat “her gün” ifadesi bir defalık karşılaşmadan çok daha uzun bir yaşamı önümüze açar.
Adamın gündelik ihtiyacıyla tapınağa gelenlerin ibadet saati birbirine değmektedir. İnsanların dua için geçtiği kapı, onun geçimini aradığı yerdir. Bu durum dinî hayat ile yoksulluk arasındaki mesafeyi görünür kılar: Aynı mekânda bulunanlar aynı imkâna sahip değildir. Adam para ister; Petrus ile Yuhanna onu görüp kendilerine bakmasını söyler. Sonrasında İsa Mesih'in adıyla gerçekleşen iyileşme, kişinin hayatını değiştirir ve tapınağa girerek Tanrı'yı övmesiyle sonuçlanır.
Luka, adamı oraya getiren kişilerin kim olduğunu veya aralarında nasıl bir anlaşma bulunduğunu söylemez. Onların bu işten kazanç sağlayıp sağlamadığı hakkında yorum yapmak kolaydır, fakat bunu doğrulayacak kanıt yoktur. Yine de taşıma ve erişim ihtiyacını görmezden gelemeyiz; adamın belirli yere ulaşması kendi bedeninin olanaklarından fazlasını gerektirir. Engellilik yalnız bedenin işleyişiyle ilgili değildir: Bir mekâna ulaşmak, çalışmak veya topluluğa katılmak için çevrenin nasıl kurulduğu da hayatı etkiler. Bu ikinci nokta bugünün kavramlarıyla yaptığımız bir değerlendirmedir; Luka'nın ağzına çağdaş bir kuram koymuyoruz.
Petrus'un “Bende altın ve gümüş yok” sözü bazen yoksul birine para yardımını gereksiz göstermenin bahanesi yapılır. Oysa Elçilerin İşleri'nin başka bölümlerinde imanlıların ihtiyaç içinde olanlarla mallarını paylaştığını okuyoruz. Bu yüzden bir mucizenin anlatılması, aynı kitabın maddi paylaşım vurgusunu silmez. Burada Petrus, yanında olmayan paranın yerine kendi gücünü koymuyor; İsa Mesih'in adını duyuruyor. Mucizeyi yok saymak için yoksulluğa, yoksulluğu unutmak için de mucizeye sığınamayız. Anlatı belirli bir iyileşmeyi haber verir; ihtiyaç sahiplerine maddi destek vermemeyi emretmez.
Yuhanna 9'da ise başka bir tür engelle karşılaşırız: İnsanların soruları. Öğrenciler doğuştan kör olan adamı görünce kimin günah işlediğini sorarlar. Bu soru adamın kendi hikâyesinden değil, onun bedeni üzerine kurulmuş bir suçlama arayışından doğar. İsa, ne kendisinin ne anne babasının günahının bu durumun nedeni olduğunu söyleyerek bu hesabı boşa çıkarır. Metnin verdiği açık cevap budur; bir insanın engelliliğine bakıp onun gizli suçunu öğrenebileceğimizi sanamayız.
Yuhanna 9:3'te Tanrı'nın işlerinin görünmesine ilişkin ifade zor bir tartışma doğurur. Ayeti “Tanrı bu insanı yalnız ileride bir mucize sergilemek için kör yarattı” gibi her kişiye uygulanacak kesin açıklamaya dönüştürmek sakıncalıdır. Bölümün tamamında İsa'nın yaptığı iş, adamın tanıklığı, komşuların şaşkınlığı ve dinî yöneticilerin itirazları birlikte ilerler. Metin günah suçlamasını reddederken, okura bütün engellilik durumlarının niçin meydana geldiğini açıklayan bir nedenler listesi vermez. Bilmediğimiz şeyi Tanrı adına açıklamaya çalışmak, öğrencilerin sorusundaki aceleciliği başka biçimde sürdürebilir.
İyileşmeden sonra herkes sevinç içinde birleşmez. Adamın daha önce gerçekten kör olup olmadığı bile tartışma konusu olur; komşular onu tanıyıp tanımadıklarını konuşur. Ailesi yetkililerden korkar, adam ise kendisine sorulanlara cevap verir. Söyledikleri kabul edilmeyince onu dışarı atarlar. Sonunda İsa onu bulur ve onunla yeniden konuşur. Hikâyenin bu uzun ikinci yarısı, bedensel değişimin sosyal kabulü kendiliğinden sağlamadığını gösterir.
Burada adamın sözlerini işitmek özellikle önemlidir: Önce yaşadığını anlatır, sonra kendisini sorguya çekenlere karşı çıkar; yalnız adına karar verilmesini beklemez. Her engelli kişiden böylesi bir cesaret bekleyemeyiz; Yuhanna 9 bir insanın hayatını herkes için davranış standardına çevirmiyor. Fakat ona ayrılan anlatı alanı, kişinin yalnız yardım edilen biri değil, tanıklık eden ve hükme karşı duran biri olabileceğini gösterir. İsa'nın onu dışlanmış hâlde bulması, toplumun verdiği kararın hikâyedeki son söz olmadığını duyurur.
Sofrada kimlere yer var? Zor yasalar ve gerçek çağrı
İsa'nın Luka 14'te anlattığı sofra sözü, yalnız güzel bir davet cümlesi değildir. Misafir seçmenin karşılık bekleyen ilişkilerle örüldüğü bir ortamda, ev sahibinden kendisine aynı karşılığı veremeyecek insanları da çağırmasını ister. Yoksulların ve bedensel engeli bulunan kişilerin adı özellikle anılır. Böylece soru değişir: “Beni kim geri davet edebilir?” yerine “Kim bu sofradan sürekli uzak kalıyor?” gelmeye başlar. Burada söylenen, engelli insanı sırf bir hayır işinde kullanmak değil, konuk olmasına yer açmaktır.
Sofraya çağırılmakla gerçekten sofraya erişebilmek aynı şey olmayabilir. Merdivenlerden geçemeyen, uzak yoldan gelemeyen veya hangi yemeğe ihtiyaç duyduğunu anlatmakta zorlanan bir kişi için davetin ardından başka düzenlemeler gerekir. Bu ayrıntılar Luka'nın birinci yüzyıl evlerinin ölçüleri hakkında verdiği teknik bilgiler değil, bugünkü okuyucunun sözün gereğini düşünürken karşılaştığı sorulardır. Davet edilen kişiye gerçekten neye ihtiyaç duyduğunu sormak, onun koşullarını hesaba katan bir konukseverliğin başlangıcıdır. Üstelik konukla konuşmadan onun adına neyin iyi olduğunu kararlaştırmak da iyi niyetli bir dışlama olabilir.
Levililer 21:16–23 de zor bir metin: Harun soyundan bedeninde belirli kusurlar bulunan kâhinlerin sunağa yaklaşması ve sunu sunması sınırlandırılır; bunun bugünkü okuyucuyu rahatsız etmesi anlaşılır. Metin bu insanlara kutsal yiyeceklerden pay almayı yasaklamaz; kısıtlama belirli kâhinlik görevleriyle ilgilidir, yine de sınırın orada bulunmasını yok sayamayız. Eski Antlaşma'nın kutsallık düzeniyle bugün engelli insanların ibadete katılımı arasında ciddi bir yorum sorusu vardır. Bu metni her çağdaki insanın değerini belirleyen bir ölçüye çevirmek, görevle insan onuru arasındaki ayrımı siler.
Levililer'deki eski kâhinlik düzeninden bugünün kilisesine doğrudan bir engelli görevli yasağı taşımak doğru olmaz. Yeni Antlaşma'da kilisenin yaşamı Mesih'in tamamladığı kurbanla ve yeni antlaşmayla ele alınır; bu kanonik farkı hesaba katmalıyız. Fakat zor hükmün tarihsel varlığını açıklamadan “orada sorun yok” demek de okuru yalnız bırakır. Tam olarak neden her bedensel kusurun listede bulunduğunu, her birinin ardındaki tarihsel düşünceyi tüm yönleriyle bilmiyoruz. Metnin açıkça belirttiği ritüel sınırı kabul edip bundan kişilerin daha az değerli olduğu gibi bir hüküm çıkarmamamız gerekir.
Kutsal Kitap'ın kendi içinde haksız muameleye karşı sesler de bulunur. Yasanın Tekrarı 27:18, görmeyen bir kişiyi yoldan saptıran davranışı lanetler; suç, kişinin görme engelinde değil onu sömüren davranıştadır. Markos 10'daki azarlama ve Yuhanna 9'daki suçlama, böyle bir koruyucu ilkenin her kalabalık tarafından kendiliğinden yaşanmadığını hissettirir. Başkasının bilgisizliğinden, yoksulluğundan veya erişim güçlüğünden yararlanmak bugün de aynı ahlaki sorunla yüzleştirir. Metinleri birbirinin yerine koyamayız, fakat aynı insanın başkasına bağımlı olması üzerinden sömürülmesi veya susturulması ortak bir ahlaki sorudur. Korunması gereken, insanın yalnız bedeni değil, söz söyleme ve toplum içinde yer alma hakkıdır.
Eski çağda yoksulluk, engellilik ve dilencilik her zaman iç içe geçmiş değildi. Bir hastalık, aile kaybı, iş imkânlarının daralması veya yerel yardımın yetersizliği farklı insanları farklı biçimde etkileyebilirdi; antik kaynaklar da bütün engelli insanların yaşayışını eşit ayrıntıyla anlatmaz, çoğu tarihî metinde sözü geçenler toplumun başka kesimleridir. Bu yüzden birkaç şifa anlatısından tek tip bir “antik engelli” portresi çizemeyiz. Kutsal Kitap kişilerin hikâyelerini bazen bir an üzerinden anlatır, fakat hayatları o andan önce de vardır.
İyileştirme mucizelerini küçültmek için engellilikten söz etmiyoruz. İsa Mesih'in merhameti ve gücü Müjdelerin gerçek teolojik iddiasıdır; diriliş umudu da ölümün ve bozulmanın son söz olmayacağını bildirir. Bunun yanında henüz iyileşmemiş bir imanlının eksik insan veya eksik öğrenci sayılması için metinsel bir gerekçe yoktur. Kilisede yer bulmak için önce bedeninin belirli bir biçime kavuşmasını beklemek zorunda değildir. İnsan, Tanrı'nın suretini taşır; değeri başkalarına ne kadar bağımsız göründüğüyle ölçülmez.
Bir dilencinin adını öğrenmek, bir insanın neye ihtiyaç duyduğunu kendisinden işitmek ve bir davetin gerçekten ulaşılabilir olup olmadığını sormak küçük görünebilir. Bartimay'ın sesini kesenler de belki kendilerince kalabalığın düzenini koruduklarını düşünüyorlardı; metin onların gerekçesini söylemez. Bildiğimiz, İsa'nın durduğu ve konuşmasına alan açtığıdır. Luka 14'ün sofrası ve Elçilerin İşleri 3'ün tapınak kapısı, bu dikkatli bakışın farklı mekânlarını gösterir. Mesele, insanın toplulukta nerede durduğudur: Yalnız yardımın alıcısı mı olacak, yoksa topluluğa kendi sözünü de katabilecek mi?
02 — BİRLİKTE ÇALIŞIN
- Markos 10'da Bartimay'ın sesi kalabalığa rahatsızlık veriyor, ama İsa duruyor. Siz o kalabalığın içinde olsaydınız adamı mı, kalabalığın rahatını mı daha önce fark ederdiniz?
- Elçilerin İşleri 3'te adamın her gün aynı kapıya taşınması hakkında yalnız birkaç şey biliyoruz. Bu küçücük ayrıntı onun gündelik hayatına ilişkin aklınıza hangi soruları getiriyor?
- Yuhanna 9'da öğrenciler adamın kimin günahı yüzünden kör doğduğunu soruyor. Başkasının hayatındaki acıya neden ararken onun sesini duymamayı nasıl başarabiliyoruz?
- Luka 14'te davetliler arasında yoksul ve engelli insanlar da sayılıyor. Bir insanı davet etmekle onun gelebileceği, konuşabileceği ve katılabileceği bir ortam kurmak arasında hangi farklar var?
- Levililer 21'in kâhinlikle ilgili zor hükmünü okuduktan sonra insanın değeriyle bir görevin koşullarını ayırmak size kolay geliyor mu? Hangi sorular hâlâ cevapsız kalıyor?
03 — HAYATA TAŞIYIN
Önce kimin konuştuğunu dinleyin
Bir insanın ihtiyacını onun yanındaki kişilere sorup kendisini görmezden gelmek kolaydır; önce mümkün olduğunca doğrudan kendisine hitap edin ve istediği iletişim biçimini öğrenin. Konuşmakta veya işitmekte güçlük çekmesi, karar verme hakkını kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Bartimay'ın isteğini kendisinin söylemesi, küçük görünen bu saygının neden önemli olduğunu hatırlatır.
Davetten sonra yolu da düşünün
Kilise toplantısına, sofraya veya ev ziyaretine birini çağırmadan önce erişim koşullarını dürüstçe değerlendirin. Girişte basamak var mı, oturabileceği yer uygun mu, ulaşım veya işitme desteğine ihtiyaç duyuyor mu? Bunları kişi adına varsaymak yerine sorun. Bir sorun varsa onu gizlemektense birlikte çözüm aramak daha güvenilir bir başlangıçtır; her erişim güçlüğü hemen çözülemese de görmezden gelinmemelidir.
Günahın izini başkasının bedeninde aramayın
Birinin hastalığını veya engelliliğini duyduğunuzda ona gizli bir günahın bedelini ödediğini söylemeyin. Yuhanna 9'da İsa'nın reddettiği suçlama biçimine dönmek, insanı bir daha yalnız bırakabilir; bir kişinin manevi hayatına dair konuşmak için önce onunla gerçek bir ilişki kurmak gerekir. Acı çekeni açıklamaya çalışmak yerine onun ne söylediğini dinleyebilirsiniz.
Yardımı kişinin onurunu gözeterek sunun
Maddi destek verecekseniz yardımın şartlarını baştan açık konuşun; insanı herkesin önünde mahcup edecek bir törene dönüştürmeyin. Yardım edilen kişinin fotoğrafını veya hikâyesini izni olmadan başkalarına göstermeyin. İyi niyet, insanın kendi hikâyesi üzerindeki söz hakkını ortadan kaldırmaz. Para, ulaşım veya eşlik desteği gerekiyorsa seçeneği kendisiyle birlikte tartışın. Elçilerin İşleri 3'te adamın ihtiyacını anlatı ciddiye alır; biz de yardımı göstermelik bir sahneye çevirmemeliyiz.
Bir engeli onunla yaşayan kişiyle konuşun
Topluluğunuzdaki bir uygulamanın kimleri dışarıda bıraktığını öğrenmek istiyorsanız önce oraya katılmak isteyen insanları dinleyin. Oturma düzenini veya toplantı saatini tek başınıza değiştirmek yerine o değişikliğin gerçekten işe yarayıp yaramayacağını sorun. Bir defalık tavsiye alıp bütün sorumluluğu kişinin üzerine bırakmayın. Katılımın sürekli olabilmesi için uygulanabilir bir düzen kurmaya çalışın.
Şifa duasını baskıya dönüştürmeyin
Bir kişi sizinle şifa için dua etmek isterse dua edin; istemiyorsa bunu inançsızlık kanıtı saymayın. Dua sonrasında hemen iyileşme görülmediğinde ona suçluluk yüklemeyin. Hastalıkla yaşayan kişiyi yalnız mucize beklenen toplantılarda değil, normal topluluk yaşamında da arayın. İsa'nın gücünü anmak, karşımızdaki insanın bugünkü varlığını küçümsemeyi gerektirmez.
Yalnız misafir değil, söz sahibi de olsun
Bir insanı toplantıya çağırmak, onunla birlikte karar vermekle aynı şey değildir. Topluluğunuzda engelli kişilerin yalnız yardım dağıtılan günlerde mi hatırlandığını, yoksa hizmetin planlanmasına da katılıp katılmadığını sorun. Birine görev teklif ederken önce neyi yapmak istediğini, hangi desteğe ihtiyaç duyduğunu dinleyin. Her insana aynı görevi vermek gerekmiyor; fakat kimseyi daha baştan yalnız izleyici saymayın. Bartimay'ın yolun kıyısından İsa'nın ardına katılması, bu farkı unutmadığımızda daha güçlü duyulur.
Kaynaklar
- Kutsal Kitap: Markos 10:46–52; Yuhanna 9; Elçilerin İşleri 3:1–16; Luka 14:12–24; Levililer 21:16–23; Yasanın Tekrarı 27:18; Yaratılış 1:26–27. Okuma bağlantıları yukarıdadır; uzun ayet alıntıları yapılmadı.
- Erin Raffety, “From Inclusion to Leadership: Disabled ‘Misfitting’ in Congregational Ministry”, *Theology Today* 77/2 (2020). Yayınevi sayfasındaki özet incelendi; engelli kişiyi yalnız mucizenin sahne aracı görmeyen okuma, Kutsal Kitap metninin kendisiyle sınandı. Tam makale erişimi ayrı doğrulanmadı.
- Mary Jo Iozzio, “Mainstreaming Disability Theology: A Review Essay”, *Journal of Religious Ethics* 53/1 (2025). Açık erişimli incelemenin özellikle engelliliği ahlaki kusur sayan yaklaşım ve cemaatte katılım konusundaki bölümleri okundu; günümüz yorumunun antik yazarın doğrudan sözü olmadığı ayrıldı.
- McGlory Tando Speckman, *Alms or Legs? A Contextual Reading of Acts 3:1–10* (1999). Üniversite arşivindeki özet araştırıldı; eser bütün ayrıntılarıyla okunmadığı için tarihsel yaşam hakkında spesifik yeni iddialara kaynak yapılmadı.
© 2026 Veritas Liberat. Tüm hakları saklıdır.


