Veritas LiberatAd Fontes · Ad Veritatem

BÜYÜK OLAYLAR VE DÖNÜM NOKTALARIVERITAS ARAŞTIRMA

Mısır’dan Çıkış — Tarih, Coğrafya ve Kronoloji Tartışmaları

Mısır’dan Çıkış, Kutsal Kitap’ın yalnız geçmişte yaşanmış bir kurtuluş hikâyesi değildir; İsrail’in Tanrı’yı, kendisini, yasayı, ibadeti ve özgürlüğü nasıl anlayacağını belirleyen kurucu hafızadır. Fakat tarih sorusu da ortadadır: Mısır kaynakları ne söylüyor, ne söylemiyor; “Ramses” adı bizi hangi döneme götürüyor; Merneptah Steli neyi kanıtlıyor ve neyi kanıtlamıyor?

ARAŞTIRMA · KAYNAKLI İNCELEME

Mısır’dan Çıkış — Tarih, Coğrafya ve Kronoloji Tartışmaları

Mısır’dan Çıkış, Kutsal Kitap’ın yalnız geçmişte yaşanmış bir kurtuluş hikâyesi değildir; İsrail’in Tanrı’yı, kendisini, yasayı, ibadeti ve özgürlüğü nasıl anlayacağını belirleyen kurucu hafızadır. Fakat tarih sorusu da ortadadır: Mısır kaynakları ne söylüyor, ne söylemiyor; “Ramses” adı bizi hangi döneme götürüyor; Merneptah Steli neyi kanıtlıyor ve neyi kanıtlamıyor?

Kutsal Kitap’ın sonraki kitaplarında Mısır’dan Çıkış’a yeniden yeniden dönülür. Yasa’nın girişinde, Mezmurlar’da, peygamberlerde ve Yeni Antlaşma’da Tanrı’nın halkını kölelikten çıkarması temel bir referans noktasıdır. İsrail’in Tanrısı soyut bir felsefi ilke olarak değil, “seni Mısır’dan, köle olduğun ülkeden çıkaran” Tanrı olarak tanıtılır. Bu yüzden Mısır’dan Çıkış anlatısını yalnız “Firavun kimdi?” sorusuna indirgemek, metnin taşıdığı ağırlığın çoğunu kaybetmektir.

Yine de tarihsel sorular ciddidir. Mısır’dan Çıkış kitabı belirli yer adları, çalışma biçimleri, Mısır’ın doğu deltası ve çöl güzergâhlarıyla ilgilenen bir anlatıdır. Modern arkeoloji ve Mısırbilim, bu dünyanın birçok yönünü aydınlatabilir. Fakat bugün elimizde “Musa şu yıl Mısır’dan çıktı” diye yazılmış çağdaş bir Mısır belgesi yoktur. Aynı şekilde tek bir arkeolojik buluntu, on bela, denizden geçiş ve Sina’daki antlaşmayı bir paket hâlinde bağımsız olarak doğrulamış değildir. Bu yokluk önemlidir; fakat onu, anlatının bütün tarihsel temelini otomatik olarak yok eden bir sihirli anahtar gibi kullanmak da doğru değildir.

Doğru yol iki uçtan da kaçınmaktır: “Her Mısır buluntusu Mısır’dan Çıkış’ı kanıtlıyor” dememek; “Mısır arşivlerinde Musa’nın adı bulunmadı, öyleyse hiçbir şey olmadı” sonucuna da atlamamak. Önce metnin anlattığı olaya, sonra dış kaynakların izin verdiği sınırlara bakalım.

Kölelikten bir halkın doğuşuna

Mısır’dan Çıkış kitabı başlangıçta büyük bir siyasi değişiklikle açılır. Yusuf’un Mısır’a getirdiği aile çoğalmış; fakat “Yusuf’u tanımayan” yeni bir kral bu nüfusu tehdit olarak görmüştür (Çık. 1). Metin, korkunun nasıl devlet politikasına dönüştüğünü adım adım gösterir: önce ağır iş, sonra doğumları kontrol etme girişimi, ardından erkek çocukların öldürülmesi emri. Böylece kurtuluş anlatısının ilk sahnesinde sorun yalnız ekonomik sömürü değil, insan hayatını devlet güvenliği adına harcanabilir gören bir iktidardır.

İbranilerin tuğla, inşaat ve ağır tarımsal işlerde çalıştırılması Mısır’ın bilinen zorunlu emek dünyasına yabancı değildir. Yeni Krallık Mısır’ında savaş esirleri, yabancı nüfuslar ve çeşitli bağımlı işçi grupları devlet ve tapınak projelerinde kullanılabiliyordu. Fakat genel Mısır uygulamasının varlığı, Kutsal Kitap’taki belirli İsrail topluluğunun her ayrıntısını bağımsız biçimde kanıtlamaz. Tarihsel bağlam ile belirli olayın kanıtını birbirinden ayırmak gerekir.

Anlatının dikkat çekici ayrıntılarından biri “Pitom ve Ramses” ambar kentleridir (Çık. 1:11). “Ramses” adı özellikle önemlidir; çünkü Mısır’ın doğu deltasındaki Pi-Ramesses, 19. Hanedan döneminde, özellikle II. Ramses zamanında büyük bir kraliyet merkezi hâline gelmiştir. Qantir/Pi-Ramesses bölgesinden gelen eserler bugün müze koleksiyonlarında açıkça Ramesside saray dünyasıyla ilişkilendirilmektedir. Bu durum, Mısır’dan Çıkış olayının mutlaka II. Ramses dönemine tarihlendiğini tek başına kanıtlamaz. Yer adı olayın yaşandığı dönemde kullanılmış olabilir; daha eski bir yerin daha sonra okuyucunun tanıdığı adla güncellenmiş olması da mümkündür. Kutsal Kitap’ta daha sonraki coğrafi adların eski olayları anlatırken kullanıldığı başka örnekler de vardır.

Musa’nın çağrısı, bu devlet düzeninin karşısına bambaşka bir egemenlik iddiası çıkarır. Yanan çalı sahnesinde Tanrı halkının acısını gördüğünü, feryadını işittiğini ve onları kurtarmaya geldiğini söyler (Çık. 3). Musa’nın ilk görevi “yeni bir ulus kurmak” değil, Firavun’un önüne çıkıp köleleştirilmiş halkın Tanrı’ya ibadet etmesi için serbest bırakılmasını istemektir. Böylece Mısır’dan Çıkış’ta ibadet ile özgürlük birbirinden ayrılmaz: Firavun’un “hizmet edin” buyruğundan RAB’be hizmet etmeye geçiş vardır.

On bela: Doğa felaketi listesi mi, ilahi yargı mı?

Belalar anlatısı yüzyıllardır hem doğa bilimsel açıklamalar hem de Mısır tanrılarıyla eşleştirme girişimleri üretmiştir. Nil’in kana dönüşmesinden kurbağalara, böceklere, doluya, çekirgelere, karanlığa ve ilk doğanların ölümüne uzanan dizi, birbirine bağlı doğal olaylar zinciri şeklinde açıklanmaya çalışılmıştır. Bazı ayrıntılar Mısır’ın çevresel dünyasıyla ilişkilendirilebilir. Fakat Mısır’dan Çıkış kitabının kendisi okuyucuya “bunların hepsi şu doğal mekanizmayla oldu” diye bir açıklama vermez.

Aynı şekilde internette sık rastlanan “her bela tam olarak bir Mısır tanrısını hedef aldı” tablolarına ihtiyatla yaklaşmak gerekir. Metin, Mısır’ın ilahları üzerinde yargıdan açıkça söz eder (Çık. 12:12; Say. 33:4). Bu, belaların Mısır’ın dinsel ve siyasi dünyasına karşı teolojik bir meydan okuma taşıdığını gösterir. Fakat kurbağa = şu tanrı, dolu = bu tanrı, karanlık = kesin olarak şu tanrı biçimindeki ayrıntılı bire bir tablolar çoğu zaman metnin söylediğinden daha kesin konuşur.

Belaların merkezinde Firavun’un yüreğinin katılaşması bulunur. Anlatı bazen Firavun’un kendi yüreğini katılaştırdığını, bazen yüreğinin katılaştığını, bazen de Tanrı’nın onu katılaştırdığını söyler. Bu gerilim, insan sorumluluğu ile Tanrı’nın egemen yargısını aynı anlatıda yan yana tutar. Firavun masum bir hükümdarın iradesi elinden alınmış biri olarak başlamaz; daha ilk bölümlerde çocukların ölümünü emreden ve kölelerin yükünü artıran bir kraldır. İlahi katılaştırma, onun zulmünü ahlaken nötr hâle getirmez.

Son bela ve Fısıh gecesi ise anlatının en sert bölümüdür. İlk doğanların ölümü, yalnız bir “mucize yarışının finali” değildir. Mısır’ın İsrail’in oğullarına yönelttiği ölüm siyaseti, şimdi Mısır’ın evlerine yargı olarak dönmektedir. Bu metin kolaylaştırılmamalıdır. Ölüm gerçektir, yas gerçektir. Aynı anda İsrail evlerinde kesilen kuzu, kapı sövelerine sürülen kan ve birlikte yenilen yemek kurtuluş hafızasının merkezine yerleşir. Fısıh daha sonra yalnız eski bir geceyi anmak için değil, her kuşağın kendisini o kurtuluşun içinde yeniden konumlandırması için kutlanacaktır.

Yeni Antlaşma’da Fısıh dili İsa Mesih’in ölümüyle güçlü biçimde kesişir. Pavlus “Fısıh kuzumuz Mesih kurban edildi” der (1Ko. 5:7); Müjdeler de İsa’nın son günlerini Fısıh bağlamına yerleştirir. Burada bağlantı dışarıdan zorla eklenmiş değildir; Yeni Antlaşma’nın kendisi kurtuluş, kurban ve yeni antlaşma dilini Mısır’dan Çıkış hafızası üzerinden yeniden işler.

Denizden geçiş ve çöl: Harita neden kolay değildir?

Mısır’dan Çıkış’ın en tanınan sahnesi denizden geçiştir. Türkçede ve Batı geleneğinde sıkça “Kızıldeniz” denir; İbranice ifade yam suftur. Yam “deniz”, suf ise saz/kamış anlamıyla ilişkilidir. Dolayısıyla birçok modern çalışma “Saz Denizi” ya da “Kamış Denizi” ihtimalini tartışır. Ancak bu dil sorusu, geçişin tam yerini kendiliğinden çözmez. Mısır’ın doğu deltası, göller, bataklıklar, antik kıyı çizgileri ve daha sonraki coğrafi değişiklikler güzergâhın kesin biçimde yeniden çizilmesini zorlaştırır.

Metnin vurgusu coğrafi bilmece çözmekten daha açıktır: İsrail kendisini Firavun’un ordusu ile su arasında kapana sıkışmış bulur; kurtuluş kendi askerî gücünden gelmez. Mısır’ın savaş arabaları, dönemin devlet gücünün simgesidir. İsrail’in elinde bu güce denk bir ordu yoktur. Anlatı, “RAB sizin için savaşacak” sözüyle bu eşitsizliği bilinçli biçimde öne çıkarır (Çık. 14:14).

Burada doğal süreç ile mucize arasında gereksiz bir sahte karşıtlık da kurulmamalıdır. Çıkış 14 güçlü bir doğu rüzgârından söz eder; aynı zamanda olayı Tanrı’nın kurtarıcı eylemi olarak anlatır. Bir rüzgârın metinde yer alması “mucize yoktu” anlamına gelmediği gibi, mucizeye inanmak da metindeki fiziksel ayrıntıları önemsiz kılmaz. Kutsal Kitap anlatısının iddiası, rüzgârın meteorolojik sınıflandırmasından çok, olayın zamanlaması ve sonucu üzerindeki Tanrısal egemenliktir.

Denizden sonra sorun bitmez. Kölelikten çıkmak, özgür bir halk olmayı otomatik öğretmez. Çölde susuzluk, açlık, korku, yakınma ve eski Mısır’a dönme özlemi ortaya çıkar. İnsanlar özgürleşmişlerdir; fakat köleliğin güvenli görünen düzenini zihinsel olarak hâlâ taşıyabilirler. Böylece Mısır’dan Çıkış anlatısı yalnız “bir yerden çıkış” değil, yeni bir kimliğe uzun ve sancılı giriş hikâyesidir.

Sina: Kurtuluş yasadan önce gelir

Mısır’dan Çıkış’ın yapısı teolojik açıdan belirleyicidir. Tanrı önce İsrail’e On Buyruk’u verip “bunları başarırsanız sizi Mısır’dan çıkaracağım” demez. Önce kölelikten kurtarır; sonra Sina’da antlaşma kurar. On Buyruk’un giriş cümlesi de bunu hatırlatır: “Seni Mısır’dan, köle olduğun ülkeden çıkaran Tanrın RAB benim” (Çık. 20:2). Buyruklar kurtuluşun satın alınma bedeli değil, kurtarılmış halkın nasıl yaşayacağını gösteren antlaşma yaşamıdır.

Bu sıra, Kutsal Kitap teolojisinin önemli bir damarını oluşturur. Lütuf itaatin düşmanı değildir; itaatin zemini olur. İsrail Firavun’dan kurtulup hiçbir efendisi olmayan bir topluluk hâline gelmez. RAB’be ait bir halk olur. Fark şudur: Firavun üretim ister ve yaşamı tüketir; RAB halkını kurtarır ve yaşamı düzenleyen bir antlaşmaya çağırır.

Sina’daki antlaşma hemen ardından altın buzağı kriziyle sınanır. Bu da anlatının romantik bir ulusal kuruluş efsanesine dönüşmesini engeller. İsrail denizi geçtiği için otomatik olarak sadık değildir. Firavun’dan çıkmıştır, fakat putperestliğin çekimi içindedir. Musa’nın aracılığı, antlaşmanın yenilenmesi ve Tanrı’nın halkın ortasında konut kurması, kitabın ikinci yarısının büyük sorusunu taşır: Kutsal Tanrı, boyun eğmeyen bir halkın arasında nasıl yaşayacaktır?

Buluşma Çadırı bu yüzden uzun mimari ayrıntıların ötesinde teolojik bir cevaptır. Mısır’dan Çıkış 40’ta Tanrı’nın görkemi çadırı doldurduğunda kitabın başındaki karşıtlık tamamlanır. Başlangıçta Firavun’un kentlerinde tuğla yapan köleler vardır; sonda Tanrı’nın varlığına göre düzenlenen bir kutsal mekân çevresinde yürüyen bir halk vardır. Özgürlük yalnız zincirlerin kırılması değil, kime ait olduğunun değişmesidir.

Tarih ve arkeoloji bize ne kadarını söyleyebilir?

Mısır’dan Çıkış’ın tarihlendirilmesi konusunda tek bir akademik görüş yoktur. Geleneksel “erken tarih” okuması 1. Krallar 6:1’deki Süleyman’ın tapınağı ile Çıkış arasındaki 480 yılı düz kronoloji olarak alır ve olayı kabaca MÖ 15. yüzyıla yerleştirir. “Geç tarih” yaklaşımı ise Ramses yer adı, Ramesside dönemin doğu delta dünyası ve Kenan’daki MÖ 13.–12. yüzyıl dönüşümleriyle ilişki kurarak 13. yüzyılı öne çıkarır. Başka araştırmacılar ise olayın tek bir tarihe sıkıştırılmasının, uzun bir tarihsel hafıza sürecini fazlasıyla basitleştirdiğini savunur.

Dış kaynaklar arasında en sağlam sınır taşlarından biri Merneptah Steli’dir. Mısır Firavunu Merneptah’ın zafer yazıtı, yaklaşık MÖ 1208/1207 civarında Kenan’da “İsrail” adıyla anılan bir topluluğu kaydeder. Yazıtta İsrail bir kent olarak değil, bir halk/topluluk olarak işaretlenir. Bu stela Mısır’dan Çıkış’ı anlatmaz; Musa’dan söz etmez; deniz geçişini kaydetmez. Fakat MÖ 13. yüzyılın sonuna gelindiğinde “İsrail” diye bilinen bir halkın Kenan bağlamında bulunduğuna ilişkin çok önemli bir tarihsel sabit sağlar.

Bu veri bize aynı zamanda bir sınır da koyar. İsrail Merneptah döneminde Kenan’da anılıyorsa, Mısır’dan Çıkış geleneğinin tarihsel çekirdeğini o tarihten sonraya rahatça yerleştirmek zorlaşır. Bunun ötesinde ise tartışma devam eder. Pi-Ramesses adı, yerleşim örüntüleri, Kenan kentlerinin yıkım tarihleri, çöl güzergâhları ve Kutsal Kitap kronolojisi farklı modellerde farklı ağırlık kazanır.

Şu gerçeği açık söylemek gerekir: Bugüne kadar Mısır arşivlerinde “Musa” ve “İsrail’in toplu çıkışı”nı anlatan çağdaş bir kayıt bulunmadı. 2016’da Penn State University Press/Eisenbrauns tarafından yayımlanan kapsamlı bir akademik derleme de tartışmayı tam bu gerilimle tanımlar: Kutsal Kitap Çıkış’ı İsrail’in kurucu olayı sayarken, Musa’nın veya İsraillilerin Mısır’dan ayrılışını adlarıyla kaydeden çağdaş bir Mısır belgesi elimizde değildir. Bu durum, tarihçiyi ihtiyatlı kılar. Fakat eski devlet kayıtlarının neyi kaydettiği, neyin korunmadığı ve yenilgilerin kraliyet yazıtlarında nasıl temsil edildiği de hesaba katılmalıdır.

Aynı zamanda “Mısır’da hiç Sami nüfus yoktu” gibi bir iddia da savunulamaz. Mısır ile Levant arasında yüzyıllar boyunca göç, savaş, ticaret ve nüfus hareketi olmuştur. Doğu deltadaki Asya kökenli nüfuslar tarihsel gerçeğin parçasıdır. Sorun, genel bağlamın var olup olmadığı değil; Kutsal Kitap’ın anlattığı belirli olay dizisinin hangi ölçekte ve hangi tarihte gerçekleştiğini dış kaynaklarla ne kadar ayrıntılı yeniden kurabildiğimizdir.

Ne biliyoruz, ne bilmiyoruz?

Metnin açıkça söylediği: İsrail Mısır’da ezilir; Tanrı Musa’yı çağırır; Firavun halkı bırakmayı reddeder; belalar ve Fısıh yargı-kurtuluş gecesini oluşturur; halk denizden geçirilir; Sina’da antlaşmaya alınır ve Tanrı’nın huzurunda yeni bir kimlik kazanır.

Dış kaynakların güçlü biçimde gösterdiği: Ramesside dönemde Mısır’ın doğu deltası büyük kraliyet merkezlerine sahipti; Levant ile Mısır arasında yoğun nüfus ve siyasal hareket vardı; Merneptah Steli MÖ 13. yüzyılın sonunda Kenan’da “İsrail” adlı bir halkın varlığına dışarıdan tanıklık eder.

Tartışmalı olan: Çıkış’ın kesin tarihi, Firavun’un kimliği, grubun sayısal büyüklüğü, geçiş güzergâhı ve olayın arkeolojik izlerinin nasıl tanımlanacağı. Erken ve geç tarihlendirme modelleri arasında ciddi tartışmalar vardır; ayrıca olayın tarihsel çekirdeğini daha uzun bir toplumsal hafıza süreci içinde yorumlayan yaklaşımlar bulunur.

Bilmediğimiz: Musa’yı adıyla tanımlayan çağdaş bir Mısır yazıtı, on belayı bir dış kaynakta kaydeden belge veya deniz geçişinin yerini kesinleştiren arkeolojik buluntu elimizde değildir. Bunlar varmış gibi konuşmak araştırma değil, boşluğu kesinlikle doldurmaktır.

Fakat Kutsal Kitap açısından Mısır’dan Çıkış’ın ağırlığı yalnız tarihlendirme tartışmasında değildir. Bu olay, “Tanrı nasıl biridir?” sorusuna verilen tarihsel-teolojik cevaptır: Ezilenin feryadını işiten, insanı tanrılaştıran iktidara sınır çizen, halkını kurtaran ve onu kendisine ait bir yaşam biçimine çağıran Tanrı. İsrail daha sonra ne zaman adaleti unutsa peygamberler onu Mısır’dan Çıkış’a geri çağıracaktır. Çünkü kölelikten kurtarılanların başkasını köleleştirmesi, kendi kurtuluş hikâyesine ihanet etmektir.

Kutsal Kitap’ta okuyun

Kaynaklar ve daha fazla okuma

  1. Institute for the Study of Ancient Cultures, University of Chicago — Merneptah Steli. Stelin yaklaşık MÖ 1208/1207’de “İsrail” adına verdiği en erken açık dış tanıklığı ve işaretin bir halkı belirttiğini açıklar.

https://oi-idb-static.uchicago.edu/multimedia/82/oimp31.pdf

2. Michael G. Hasel, “Israel in the Merneptah Stela,” BASOR 296. Merneptah yazıtındaki İsrail adının dilsel ve tarihsel bağlamına ilişkin hakemli çalışma. https://www.journals.uchicago.edu/doi/10.2307/1357179

3. The Metropolitan Museum of Art — Ramesside dönem kronolojisi. II. Ramses’i MÖ 1279–1213, Merneptah’ı MÖ 1213–1203 aralığına yerleştiren müze kronolojisi. https://resources.metmuseum.org/resources/metpublications/pdf/The_Metropolitan_Museum_Journal_v_47_2012.pdf

4. The Metropolitan Museum of Art — Qantir/Pi-Ramesses, II. Ramses dönemi saray buluntuları. Doğu deltadaki Ramesside kraliyet merkezinin maddi bağlamına örnek. https://www.metmuseum.org/art/collection/search/562936

5. Hoffmeier, Millard, Rendsburg (ed.), _“Did I Not Bring Israel Out of Egypt?”_ Mısır’dan Çıkış anlatısını Kutsal Kitap, Mısırbilim ve arkeoloji açısından çok yazarlı biçimde tartışan akademik derleme. https://www.jstor.org/stable/10.5325/j.ctv1bxgxxt

6. The Metropolitan Museum of Art — _Assyria to Iberia_ kataloğu. Merneptah’ın Kenan seferi ve “İsrail” adının Demir Çağı başındaki bağlamına ilişkin müze sentezi. https://resources.metmuseum.org/resources/metpublications/pdf/Assyria_to_Iberia_Art_and_Culture_in_the_Iron_Age.pdf

İlgili araştırmalar

ÇEVRİMDIŞI OKUMA

Araştırmayı antetli PDF olarak indirin

Antet, logo filigranı, indirilme tarihi ve sayfa numaraları otomatik eklenir.

BİLGİ AĞI

Kutsal Kitap ÇalışmasıMısır'dan Çıkış 40 — Görkem Konutu Doldurdu

Mısır'dan Çıkış kitabı bir sarayın gölgesinde başlamıştı. İsrail köleydi. Firavun erkek çocukların öldürülmesini buyurmuş, halk angaryayla ezilmiş ve feryatları…

Keşfet
Kutsal Kitap Çalışmasıİbraniler 11 — İmanla Yaşayanlar

İbraniler 11 çoğu zaman “iman kahramanları” bölümü diye bilinir. Fakat bölümün odağı insanların olağanüstü büyüklüğü değil, görünmeyen Tanrı’nın vaatlerine güvenen…

Keşfet
Makaleİsa Mesih Gerçekten Tanrı Olduğunu Söyledi mi?

“İsa hiçbir zaman ‘Ben Tanrı’yım’ demedi.” Bu cümle sık duyulur. Bir bakıma doğrudur: Müjdelerde İsa Mesih’in modern Türkçedeki tam bu dört kelimeyi söylediği bir cümle yoktur. Fakat bundan “İsa kendisini yalnız peygamber veya ahlak öğretmeni olarak gördü” sonucu çıkar mı?

Keşfet
Kutsal Kitap ÇalışmasıMısır'dan Çıkış 25 — Aralarında Yaşayacağım

Mısır'dan Çıkış 24’ün sonunda Musa bulutun içine girmişti. Aşağıdan bakıldığında RAB’bin görkemi dağın tepesinde yakıcı ateş gibi görünüyordu. Musa kırk gün kırk gece…

Keşfet
Kutsal Kitap ÇalışmasıMısır'dan Çıkış 32 — Dağda Levhalar, Aşağıda Altın Buzağı

Mısır'dan Çıkış 31’in sonunda Musa hâlâ Sina Dağı’ndadır. Tanrı, üzerine kendi eliyle antlaşma koşullarını yazdığı iki taş levhayı ona vermiştir (Çık. 31:18). Dağın…

Keşfet
Kutsal Kitap ÇalışmasıMısır'dan Çıkış 34 — Adını Duyuran Tanrı, Işıldayan Yüz

İlk taş levhalar dağın eteğinde parçalanmıştı. Halk altın buzağı yapmış, antlaşmayı daha yeni kabul etmişken açıkça çiğnemişti. Musa halk için aracılık etmiş, RAB de…

Keşfet